Türklerin Balkanlara Çıkış Anahtarı: Sırp Sındığı Zaferi

Yayınlandı: 13/06/2011 / Tarih

14. yüzyıl ortalarında Balkan Krallıkları, Papa V. Urban’ın çağrısına uyarak Türklere karşı birleştiler. Amaçları önce Edirne’yi alarak sınırlarındaki tehdidi ortadan kaldırmak, sonra Osmanlı topraklarının derinliklerine ilerleyerek Türkleri tamamen yok etmekti. O çağda Macaristan Krallığı, Avrupa’nın en güçlü devletlerinden biriydi. Tarihin ne garip cilvesidir ki Macarlar, yüzyıllar önce Roma İmparatorluğu’nu kasıp kavuran ve Türklerin ataları olan Hunların torunlarıydı. O zamanlar Hunların bir kısmı Orta Avrupa ovalarına yerleşmiş ve yıllar sonra Hıristiyanlığı kabul ederek Macaristan’ı kurmuşlardı. Zaten Macaristan anlamına gelen “Hungaria” kelimesinin tercümesi “Hun Diyarı” anlamına gelir. 1364 yılında Macar, Sırp, Bosna, Eflak ve Bulgar kuvvetlerinden meydana gelen 60.000 kişilik Haçlı ordusu, Macar Kralı I. Layoş komutasında Trakya’ya doğru ilerlemeye başladı. O sırada Türk ordusu Anadolu topraklarında bulunuyordu. Haçlı ordusunun ilerleyişi başlangıçta son derece süratli oldu. Önlerine çıkacak herhangi bir kuvvet bulunmadığından rahatlıkla Osmanlı topraklarına girdiler. Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa’nın sayısı az kuvvetlerinin çekilmesiyle birlikte Edirne’ye birkaç kilometre kala, bu tarihi şehrin batısında yer alan Meriç Nehri’nin kuzeyinde konaklamaya karar verdiler.

Asıl Türk ordusuyla büyük bir çatışmaya girmemelerine rağmen bir gaflet ve zafer sarhoşluğu içindeydiler. Kendi ordularının Murad’ın ordusuna kıyasla daha güçlü olduğuna inanıyorlar, herhangi bir direnç olmadan Edirne’ye gireceklerini düşünüyorlardı. Aslında bu muhakeme kendi açılarından pek de yanlış sayılmazdı, çünkü Murad’ın ordusu büyük kısmıyla Bursa’da idi. Lala Şahin Paşa’nın ise Haçlı ordusunu durduracak yeterli kuvveti bulunmuyordu. Asıl ordu gelinceye kadar Haçlılar değil Edirne’yi, Gelibolu’yu bile ele geçirebilirlerdi. Lala Şahin, düşman hakkında bilgi toplamak, gerekirse asıl ordu gelene kadar düşmanı oyalamak amacıyla, Hacı İlbey’i 10.000 kişilik bir süvari birliğiyle bölgeye gönderdi.

Hacı İlbey, emri aldıktan sonra düşman hakkında ayrıntılı bir keşif yaptırdı. Haçlı ordusunun durumunu, kuvvetlerini ve konakladıkları bölgenin özelliklerini inceldi. Gaflet içerisinde olduklarını, kendilerine olan aşırı güvenleri yüzünden ciddi bir savunma tedbiri almadıklarını gördü. Eğer bu orduyu burada durduramazlarsa daha sonraki safhalarda kendi aleyhlerine doğacak durumun vahametini değerlendirdi. Böyle bir başarı halinde, Bizans da harekete geçecek, Rumeli ellerinden çıkacak, Anadolu’da henüz güçlenmeye başlayan itibarları sarsılacak, böylece etrafları sarılarak, belki de yok olma tehlikesiyle karşılaşacaklardı. Hacı İlbey bu nedenle, emir beklemeksizin bu büyük orduya taarruz etmeye karar verdi. Birliklerini üç kola ayırdı. Sağ kanat kuvvetlerinin başına Malkoç Bey’i, sol kanata Kurt Bey’i atayarak son hazırlıklarını yaptı. Kendisi de merkeze komuta edecekti.

Gece yarısı Meriç’i çevreleyen bataklıkları aştılar. Haçlı ordusu, önlerindeki nehrin aşılmazlığına güvenerek tamamen başıbozuk bir şekilde içkiye dalmış, güven veren bir gecenin karanlığında uykuya yatmıştı. Hacı İlbey, aslında yiğit fakat disiplinsiz olan bu asker topluluğu içine, başsız kalmış bir sürüye dalan kurt gibi üç koldan ve aniden saldırdı. Atlıların naraları ve gürültüleri, Haçlılara asıl Türk ordusunun saldırdığı izlenimini verdi. Bir anda neye uğradıklarını şaşıran ve dengesi bozulan Haçlılar ölüme, ateşe ve kana boğuldu. Türk kılıçlarından kaçmak isteyen binlerce Hıristiyan askeri kendilerini Meriç’in azgın sularına bırakınca, nehir onları yuttu. Cesetleri günlerce Filibe’nin köprüleri altından akarak denize ulaştı. Macar Kralı Layoş, atının çevikliği sayesinde kurtularak ülkesine kaçabildi.

Tarihe, Sırpların dağılması ve kaybolması anlamına gelen “Sırpsındığı Savaşı” olarak geçen bu zaferden sonra bütün Balkanlar ve Doğu Avrupa, dehşete ve korkuya kapılmıştı. Bu zaferle birlikte, Balkanlar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan Macarların nüfuzu azaldı. Yiğit Hacı İlbey, Edirne’ye muzaffer olarak döndüğünde, zaferin şerefini kendisine mal etmek isteyen Lala Şahin’e halkın sevgisini aşırı derecede kazanmış olarak göründü. Lala Şahin, ona içinde zehir bulunan bir kadeh ile fazla süratli ve fazla mükemmel bir zaferin kefareti için ölüm emrini yolladı. Ölüm ve yaşama kararı, padişaha veya vezir-i âzama aitti. Hacı İlbey, kıskançlığın sebebini anlamakla beraber haksızı suçlamadan emre itaat etti. Eğer bu zafer olmasaydı ve asıl Haçlı ordusu ilerleyişine devam etseydi, belki de Türkler toptan imha edilecek ve ne ben bu satırları yazabiliyor ne de siz bu yazılanları okuyor olacaktınız!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s