Kosova Savaşı: Balkanlar Fethediliyor

Yayınlandı: 15/06/2011 / Tarih

Sırp Kralı Lazar ile Bulgar Kralı Sisman güçlerini birleştirerek Türklerin Balkanlardaki kalelerine saldırdılar. Amaçları Türkleri daha fazla güçlenmeden Balkan topraklarından söküp atmaktı. Halbuki Bulgar ordusu daha birkaç ay önce Türk ordusuna yenilmiş ve Bulgar Kralı Sisman, Osmanlı Devleti’ne tabi olduğuna dair antlaşma imzalamıştı. Bosna’da, yöre halkını korumak için bırakılmış olan 20.000 kişilik Osmanlı garnizonu imha edildi. Bu sırada Sultan Murad (Hüdavendigar), Şehzade Bayezid’in üç oğlunun sünnet düğünü ve kendisi ile iki oğlunun üç Bizans Prensesiyle evlenmelerini kutlamak için Yenişehir’de bulunuyordu. Bosna’da yaşanan olayları öğrendiğinde, bütün Anadolu ve Rumeli ordularını sefere çağırdı. Bursa önünde biri Balkanlar seferi, diğeri Anadolu’nun savunması için iki büyük ordu meydana getirildi. Murad’ın stratejisi, Sırbistan üzerine yürüyecek ordunun sağ kanadını emniyete alıp karşı taraf kuvvetlerinin birleşmesine fırsat vermeden her birini ayrı ayrı imha etmekti. Bunun için ordusunu ikiye ayırarak önce Bulgar kuvvetlerini saf dışı bırakacak, daha sonra bizzat kendi başında bulunduğu asıl orduyla Edirne üzerinden yığınak bölgesi olarak seçtiği Filibe’ye ulaşarak iki orduyu birleştirecekti.

Ali Paşa 30.000 askerle, hainliğinden dolayı Bulgar Kralı Sisman’ı cezalandırmak üzere yola çıktı. Paravadi’ye karşı Beylerbeyi Timurtaş Paşa’nın oğlu Yahşibey komutasında 5.000 asker bırakarak, Nadir-Derbent Boğazı’ndan Şumnu üzerinde ilerledi. Burada Bulgar ordusu bozguna uğrayarak Tuna kıyısındaki Niğbolu Kalesi’ne çekildi. Kral Sisman, Osmanlı ordusunun Anadolu’nun bir ucundan bu kadar çabuk ve ezici bir şekilde geleceğini ummadığından, Niğbolu’yu kurtarmak için antlaşma yapmak zorunda kaldı. Sırplarla yaptığı ittifakı bozarak, Osmanlı devletine bağlı bir krallık olmayı ve vergi vermeyi kabul etti. Bu itaat karşısında Ali Paşa ona Bulgaristan tacını bağışladı. Bulgaristan’ın bu tabiiyeti, Padişah’a bir zaferden daha kıymetli gelmişti. Arkasını sağlama alan Ali Paşa, Sırplarla Bosnalıların birleştikleri Arnavutluk üzerine yürümeye başladı. Ancak Osmanlı ordusu ilerlemeye başlar başlamaz, Sisman arkadan dolanıp ordusunu toplayarak yeniden bağımsızlık kazanmaya teşebbüs etti. Ali Paşa geri dönerek Sisman’ı bir daha yendi. Bu sefer onu esir ederek zincire vurdu ve Murad’a göndererek, mağlup kralın kaderini onun tayin etmesini istedi. Filibe’de karargâh kurmuş olan Murad, Bulgar Kralı’nın hayatını bağışladı fakat bundan böyle Bulgaristan’ın yönetimini bizzat ele alarak bölgeyi Osmanlı topraklarına kattı.

Sırplar, Boşnaklar, Macarlar ve Arnavutlardan meydana gelen haçlı ordusunun başında Sırp Kralı Lazar bulunuyordu. Tuna’nın iki yakasının ve dağların bütün savaşçı ırklarından meydana gelmiş 30.000’i zırhlı şövalye olan 100.000 asker Sırbistan’ın geniş havzasında toplanıyorlardı. Buradan Sırbistan ile Bosna’nın birleştiği Morova Nehri’nin arka kıyısındaki Kosova Ovası’na vararak Türkleri beklemeye başladılar. Osmanlı ordusunda yıllardır süren reform hareketleri tamamlanmıştı. Ordu Yeniçeri, Sipahi, Azap, Akıncı ve Topçu birliklerinden oluşmuştu. Murad döneminde sürekli savaşlar içinde olduklarından, Türk askeri oldukça tecrübeli ve moralliydi. Ali Paşa’nın kuvvetleriyle birleşen ve sayıları 80.000’e ulaşan Osmanlı ordusu Kosova önlerine geldi.

Padişah, 26 Ağustos 1389 gecesi, oğullarını ve komutanlarını savaş düzenini görüşmek üzere topladı. Komutanlardan biri, eşyayı ve cephaneyi taşımak için Anadolu’dan getirilen 6.000 deveyi, Osmanlı ordusunun ön hattına koyarak, şimdiye kadar bu hayvanı görmemiş olan Avrupalı askerlere korku vermek istediğini belirtti. Bu teklif kabul görecek iken şövalye ruhlu Yıldırım Bayezid tarafından şiddetle eleştirildi. “Osmanoğulları düşmanla karşılaşmaktan korkuyorlar mı yoksa?” diye bağıran Yıldırım Bayezid, “Kadınlar gibi, eşyanın, fillerin, develerin arkasına saklanarak mı Anadolu’da sayıca ve silahça üstün orduların hakkından geldik? Böyle uydurma tedbirler, uğrunda savaştığımız davaya yakışır mı? Kurtuluşun yalnız cesarette olduğu bir esnada bu bir korkaklık ifadesi değil midir? Allah’a olan inancımız hem gücümüz ve hem de en sağlam siperimiz değil midir? Zafer muzaffer olacağına inananındır, yoksa yenileceğinden korkanın değil,” dedi.

İhtiyar Timurtaş Paşa, sopa darbeleriyle azgınlaşacak olan hayvanların dağılması ile geriye dönebileceklerini, böylece piyade ve atlı birlikler içine dalıp, savaş düzenini büsbütün bozarak ordunun parçalanmasına sebep olabileceğini anlatınca Padişah bu fikirden vazgeçti. Bütün gece karşılıklı tartışmalar, silahların bakımı ve savaş düzenine geçilmesiyle geçti.

Sabah namazından sonra süvariler ve piyadeler, takım takım, alay alay, tümen tümen büyük bir düzen içinde emredilen bölgelerine toplandılar. Birlikler savaş düzenine girerken, Mehteran davulları, boruları ve nakkareleri yeri göğü inletti. Osmanlı ordusunun bayrak ve sancakları, saflar halinde bir disiplin ve düzen içinde dalgalanmaktaydı. Padişah, karargâhı ile ordunun merkezinde, Kapıkulu askerleriyle beraberdi. Mehmet Ağa komutasındaki yeniçeriler merkezin sağ ve sol yanlarında yer almakta, sipahiler ise merkezin gerisinde bulunmaktaydılar. Yıldırım Bayezid sağ kanattaki Rumeli askerlerinin başında, Yakub ise sol kanattaki Anadolu askerlerinin başında yer alıyorlardı. Sağ ve sol kanatların önünde 1.000’er kişilik iki okçu birliği vardı. Haçlı ordusunun asıl kuvvetlerini Osmanlı merkezine doğru çekmek üzere, yüksek ve engebeli araziye yerleştirilen sağ kanadın olduğu kısım berkitildi ve bu bölgeye toplar yerleştirildi. Böylece Haçlıların, taarruzun daha kolay olabileceği sol kanat veya merkez üzerine saldıracağı umuluyordu.

Haçlı ordusu da, Osmanlılarla aynı anda savaş için düzen almaya başladılar. Saflar halinde, Lap Suyu’nun kuzeyindeki arazide yerlerini almış ve ordu saflarının ilerisine bir emniyet kuvveti sürmüşlerdi. Sırp Kralı Lazar, başkomutan olarak Haçlıların merkezinde bulunuyor, ordusunun sağ kanadına damadı Vuk Brankovic, sol kanadına Bosna Kralı Tvatko ile yeğeni Vladko komuta ediyorlardı.

Tarihe “I. Kosova Meydan Muharebesi” olarak geçecek savaş emniyet kuvvetlerinin çatışmalarıyla başladı. Haçlı topçusu ateşe başlayınca, azaplar Osmanlı topçusunun önünü açtılar. Haçlı toplarının menzili kısa olduğundan, gülleleri Osmanlıların ön hatlarına düşüyor, Osmanlı topçusunun gülleleriyse Haçlıların derinliklerine kadar düşerek oldukça etkili oluyordu. İki tarafın yoğun ok atışlarına Haçlıların taarruzu karıştı.

Osmanlı ordusunun sağ kanadı yüksek arazide ve berkitilmiş olarak diziliydi. Bu yüzden Haçlılar, sağ kanatları ve merkez kuvvetleriyle, Osmanlıların sol kanadına ve merkezine saldırdılar. Osmanlılar saldırının başlamasıyla birlikte bir müddet direndiler. Hilal taktiğinin savunma safhası bu anda sona erdi. Haçlılar henüz bir başarı kazanmamışken, Osmanlı sol kanadındaki askerler birdenbire geri çekildiler. Haçlı ordusu, Osmanlıların sol kanadındaki bu çekilmeden yararlanarak birbiri ardına yapılan taarruzlarla ilerledi ve Osmanlı ordusunun merkezine doğru saldırdı. Osmanlılar açısından böylece çekilme ve çekme safhasının uygulanmasına geçiliyordu. Haçlılar, Osmanlı ordusunun cephesini merkezinden yarma çabalarını arttırdı. Yıldırım Bayezid’in yüksek arazide bulunan kuvvetlerine karşı savaşan Haçlı sol kanadındaki kuvvetler henüz hiçbir başarı elde edememişti. Murad açısından Hilal taktiğinin gereğini yapmak kolay olmuyordu. Savaşın en şiddetli ve kanlı dönemi bu dönemdi. Haçlılar ya merkezi yarmayı gerçekten başaracak ya da Murad ordusunu bu anda büyük bir direnişe yönelterek tıkama safhasını gerçekleştirecekti. Sağ kanatta kritik bir durum yoktu ancak sol kanat, düşmanı merkeze alıp çift taraftan kuşatabilmek için artık daha fazla çekilmemeliydi. Durum her an biraz daha kötüleşiyor ve dakikalar Osmanlıların aleyhine işliyordu. Her iki ordunun askerleri kılıç kılıca, mızrak mızrağa, boğaz boğaza ölüm kalım mücadelesi veriyorlardı. Osmanlı sol kanadındaki kuvvetler ordu ağırlıklarının bulunduğu tepeye gerileyerek sırtlarını buraya verince savunma kolaylaştı. Askerlerin direnme gücü çoğaldı. Düşmanın hızı kesilerek bütün cephede tıkama safhası gerçekleştirilmiş oldu.

Böylece tehlikeli durum sona erdi. Padişah, bu aşamada genel ihtiyatları da savaşa sürerek, düşmana genel bir karşı taarruza başlanması zamanının geldiğine inanıyordu. Bu karara göre hemen emirlerini verdi. Buna göre azap komutanı Kurt Ağa, emrindeki Rumeli azaplarıyla kendi cephesindeki düşmanı tespit edecek, sağ kanat komutanı Yıldırım Bayezid, ihtiyatındaki kuvvetlerle merkezindeki düşman ilerlemesini durduracak, genel ihtiyattaki sipahiler sol kanat ve merkez arasındaki boşluğu kapatacaktı. Merkez ve sol kanat ise yeniden bir direnişle tıkama safhasını başlatarak kıskaç içine alma safhasına geçilecekti. Bundan sonra Haçlı ordusunun etrafı çevrilerek son safha olan imha safhası başlayacaktı.

“Türk Hilal Taktiği”nin kısa bir ifadesi olan bu son emir, büyük bir azimle uygulanmaya başlandı. Yıldırım Bayezid önce cepheden çekilmiş olan askerlerinin maneviyatını yükseltti. Ardından bütün kuvvetleri toplayarak düşman üzerine atıldı. Haçlılar bu taarruzun şiddetinden çözülmeye başladı. Evrenos Bey, Şahin Bey, Saruca Paşa, Subaşı Ayne Bey, Kara Mukbil, İnce Balaban, Duruca Balaban ve Yaya Şirmerd adlı komutanlar, birliklerini Padişah’ın planına göre karşı taarruza kaldırarak en son hamleyi yaptılar. Savaşın yeniden şiddetlendiği bu anda, Yıldırım Bayezid’in atı vurulduğundan düşmesi ve at değiştirerek tekrar düşman içine dalması askerlerin üzerinde büyük bir etki yapmış, bütün erler tekbir getirerek yeni bir azim ve heyecanla düşmanı kıra kıra hızla ilerlemeye başlamışlardı.

Savaşın gittikçe aleyhlerine döndüğünü anlayan Haçlı ordusunun savaş alanından ilk çekilen komutanı, Lazar’ın damadı Vuk Brankovic oldu. 12.000 askerini alarak çekip gitti. Bu durum Sırplar üzerinde öylesine yıkıcı bir etki yaptı ki hepsi kaçmaya başladılar. Bu cephede, birdenbire başlayan çöküntü süratle Haçlı ordusunun diğer kanatlarına da bulaştı. Haçlı sol kanadındaki Boşnaklar da savaşı terk edip kaçtılar. Lazar’ın, 20.000 kişilik kuvvetle Osmanlı sağ kanadını durdurmakla görevlendirdiği Bosna Kralı Tvatko’nun yeğeni Vladko Vukovic de kuvvetlerini alarak savaştan çekildi. Osmanlı ordusunun düşmanda oluşan büyük çöküntü üzerine her iki kanattan başlattığı karşı taarruz o kadar süratle ve başarıyla gelişti ki Haçlı ordusunun asıl kuvvetleri geri çekilmeye bile fırsat bulamadılar. Kıskaç içine alma safhasının uygulanmasıyla, iki taraftan kuşatılarak sarılmış bulunan düşman beş saatlik çetin ve kanlı bir boğuşmadan sonra Sitniça Çayı’na doğru sıkıştırılarak yok edildi. Haçlılar birçok esir ile birlikte ordusunun bütün silah, teçhizat ve donatımını Osmanlılara kaptırdı. Bu savaşta Osmanlıların kaybı 13.000, Haçlıların kaybı ise 70.000’e yakındı.

Savaşın sona ermesiyle, Miloş Kobiloviç adlı bir Sırp asilzadesi, çavuşların ve Padişah’ı korumakla görevli askerlerin arasından geçerek, kendisine önemli bir sırrı haber vereceğini haykırıyordu. Murad, bunun yanına gelmesinin engellenmesini emrettiği sırada Miloş, kıyafetinin içine gizlediği hançerini çıkararak Padişah’ın kalbine sapladı. Muhafızlar hemen katilin üzerine atlayarak oracıkta paramparça ettiler. Murad ölümüne sebep olduğuna inandığı, esir alınmış bulunan Sırp Kralı Lazar’ın öldürülmesini buyurdu ve son nefesini vererek şehit oldu. O sırada otağa (Padişah’ın Çadırı) getirilmiş olan Lazar kafası kesilerek öldürüldü. Aynı yerde arka arkaya ölen iki hükümdarın biri, yenilenlerin ümidini büsbütün yok ediyor; diğeri, yenenlerin sevincini ortadan kaldırıyordu. Kosova Ovası’nda üç gün süren cenaze merasimi tertip edildi. Murad’ın şehit edildiği yerde bir cami yapılmıştır.

Osmanlı Padişahları arasında, savaş alanında ölen tek padişahtır. Hüdavendigâr yani Allah’ın sevgili kulu unvanıyla anılan I. Murad, Türk tarihine savaşçı ve adaletli bir padişah olarak geçmiştir. Halk, adaleti ve haksızlığa karşı değişmez şiddeti sebebiyle kendisini hem sever hem de korkardı. Düşmanına savaş meydanını bıraktığı ve geri çekildiği asla görülmemiştir. Askerin istirahat ettiği zamanlarda kendisi avla vakit geçirir, dinlenmek nedir bilmezdi. Gençliğinde olduğu gibi ihtiyarlığında da çalışkan, enerjik ve sertti. Her şeyden önce iyice düşünür, amacına ulaşmak için hiçbir şeyi ihmal etmez ve unutmazdı. Kendisine boyun eğen bütün milletlere ve sarayındakilere yumuşaklılıkla muamele ederdi. Herkesi adıyla çağırırdı. Verdiği sözlere her zaman sadık kalırdı. Öldüğünde Osmanlı Devleti’nin yüzölçümü 500.000 km²’ye ulaşmıştı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s