Varna Savaşı: Haçlılar Segedin Antlaşmasını Bozuyor

Yayınlandı: 16/06/2011 / Tarih

Segedin Antlaşması ile ülkesinin batısını emniyete alan, Karamanoğulları seferiyle iç karışıklıkları bitiren II. Murad henüz 42 yaşındayken, yaşadığı koşuşturmalardan ve durmadan yaptığı savaşlardan sonra ani bir kararla tahttan feragat ettiğini açıkladı. Tahtı henüz 12 yaşındaki oğlu Mehmed’e bıraktı. Şehzade Mehmed çocukluk yıllarında çok hareketli ve başına buyruktu. Hiç kimsenin sözünü dinlemez, vaktini at sırtında oradan oraya koşturarak geçirirdi. Bir gün Padişah’a Molla Gürani adında bir âlim tanıştırıldı. Bu âlim Kahire ve Şam’da İslam bilimleri alanında dersler veriyordu. Âlimin taviz vermez tavırları Padişah’ın hoşuna gitti. II. Murad onu önce Yıldırım Medresesi’ne atadı, sonra da Şehzade Mehmed’in hocası olarak Manisa’ya gönderdi. Padişah, Molla Gürani’ye gerekirse Şehzade’yi dövebileceğini bile ima etmişti. Ancak buna gerek kalmadı. Molla Gürani kısa zamanda Şehzade Mehmed’i dizginlemeyi başardı. Şehzade hocasına büyük bir sevgi besliyor, saygıda kusur etmiyordu. Onun sayesinde kısa zamanda Kuran’ı hatmetti ve birçok alanda bilgi sahibi oldu. II. Murad oğlunun Kuran’ı hatmettiğini duyunca Molla Gürani’ye büyük miktarda mal ve para armağan etmiştir. Edirne’yi terk etmeden önce oğlunun etrafında, bağlılığı ve kabiliyetiyle ünlü devlet adamı Vezir-i Âzam Çandarlı Halil Paşa ile ona bağlı asker ve devlet adamlarından kurulmuş bir Divan bıraktı. Kazasker olarak da Molla Hüsrev seçildi. II. Murad, haremiyle birlikte Manisa’ya hareket etti.

Osmanlı Devleti’nin başına bir çocuğun geçtiğini gören Macarlar, Sırplar, Ulahlar, Lehler ve Erdelliler, II. Murad’ın ince siyaseti sonucunda dağılmış olan Hıristiyan birliğini yeniden kurmaya başladılar. Macar Kralı Ladislas, daha antlaşmanın üzerinden iki ay bile geçmeden Osmanlılara karşı savaş ilan etti. Çandarlı Halil Paşa II. Mehmed’e yalvararak, babasını yeniden başkente getirip tahta oturtmak gerektiğini söyledi. II. Mehmed bunu kabul etti ve babasına şu mektubu gönderdi: “Eğer siz Padişah iseniz geliniz ve tahtınızın başına geçiniz, yok eğer ben Padişah isem buyruğumdur, gelin ve tahta çıkın.” Vezir-i Âzam Çandarlı Halil Paşa’nın sürekli haberdar etmesiyle, Papa ve Ladislas’ın, Osmanlıların aleyhine ittifak yaptıklarını, 60.000 kişilik Haçlı ordusunun Tuna Nehri’ni aştığını ve oğlunun büyük bir tehlike karşısında olduğunu öğrenen II. Murad, devletin idaresini değil fakat ordunun başkomutanlığını üzerine almakta tereddüt etmedi.

Haçlı ordusu, Tuna’yı geçtikten sonra Kladuva’ya ulaştı. Buradaki kalenin muhafız kuvvetleriyle çatışmaya girilerek zaman kaybedildi. Birkaç gün sonra Vidin’e vardılar. Burada da birkaç gün oyalanarak Niğbolu’ya ilerlediler. Niğbolu’da Eflak Beyi Drakul’un 5.000 kadar süvarisi de onlara katıldı. Bir hafta sonra Şumnu önlerine gelerek buradaki kaleyi kuşattılar. Bu kale önünde hem ağır kayıp verdiler hem de çok kıymetli olan zamanlarını bir kez daha harcadılar. Nihayet Segedin’den ayrıldıklarından iki ay sonra Varna’ya ulaştılar. Böylece II. Murad’a ordusunu toplaması ve hazırlıklarını tamamlaması için yeteri kadar zaman vermiş oluyorlardı. Varna’da yapılan savaş toplantısında ordunun başına Hunyad’ın geçmesine karar verildi.

II. Murad, Haçlıların Segedin’den ayrıldıkları sırada Manisa’da Anadolu ordusunu topluyordu. Manisa’dan 40.000 kişilik ordusuyla, kuzeye doğru ilerledi ve Boğaz’ı geçerek Trakya topraklarına vardı. Burada 10.000 kişilik Rumeli kuvvetleri de orduya dahil oldu. II. Murad, Edirne–Filibe–Niğbolu istikametinde en kısa yoldan ordusunu yürüyüşe geçirdi. Buradan da yine hızlı bir yürüyüşle kısa zamanda Varna’ya vardılar. Osmanlı ordusunu hâlâ Anadolu’da zanneden Haçlılar, Varna’da mevzi almaya başlamış kuvvetleri görünce hayrete düştüler. Haçlı ordusu sağ kanadında Bosna, Varaden, Banoş, Erlo Piskoposları ve Kardinal’in alayları sıralanmıştı. Sol kanattaysa, Sırplar ve Lehler bulunuyordu. Merkezde Macar kuvvetleri ile bunların arkasında ihtiyat kuvvetleri olarak Ladislas ve Ulahlar vardı.

Osmanlı ordusunun sağ kanadında Turhan Bey komutasındaki Rumeli kuvvetleri, sol kanatta Şehabeddin Paşa komutasındaki azaplar ile akıncılar bulunuyordu. Merkezdeyse, Karaca Paşa komutasındaki Anadolu kuvvetleri, onların arkasında II. Murad ile yeniçeriler yer almıştı. Osmanlı ordusunun birinci savaş hattının önü, hendekler ve mevzilerle berkitilmişti. Başkomutan II. Murad, bu savaşta ortaya çıkabilecek durumlarda hukuk yönünden Osmanlıların şimdiden haklı olacağını göstermek ve karşı taraf üzerinde psikolojik baskı oluşturmak için kendisinin bulunduğu yerin kenarına diktirdiği bir mızrağın ucuna, Haçlıların bozduğu Segedin Barış Antlaşması’nı astırdı.

10 Kasım 1444 sabahında Osmanlılar taarruza geçti ve tarihe “Varna Meydan Muharebesi” olarak geçecek savaş başladı. Bu taarruzla, ordusunun sol kanadında bulunan azaplar ve akıncılar, Haçlı ordusunun sağ kanadını kuşatmak üzere pusuya girdikleri tepeler hattının gerisinden aşarak, dere tabanlarından, çalılıklardan ve arazinin engebelerinden faydalanarak gizlice vadiye indiler. Haçlı ordusunun sağ kanadı bu hareketi hissedemedi. Bir okun tesirli menziline girinceye kadar düşmana sokulmayı başaran azaplar, aniden yoğun bir ok taarruzuna başladılar. Bununla koordineli olarak akıncılar da düşman üzerine atıldılar. Ordusunun sağ kanadında bir bozulma gören Hunyad, bir alay kadar kuvvetle akıncı ve azaplara taarruz etti. Askerleri zırhlı olduklarından bu karşı taarruz sayesinde, bu kanattaki Osmanlı taarruzu durduruldu. Aynı taarruza Haçlıların sağ kanadında kalan diğer kuvvetler de katılınca kuvvet dengesi değişti ve Osmanlı sol kanadı bozularak geri çekildi.

Aynı anda, Anadolu Beylerbeyi Karaca Paşa komutasındaki merkez kuvvetleri cepheden taarruza geçti. Bu kesimde paniğe kapılan Haçlılar geri çekilmeye başladı. Haçlı sağ kanadındaki kuvvetlerin bir kısmı bu kesimi takviye etmeye çalıştılarsa da başarılı olamadılar ve Osmanlı taarruzu durdurulamadı. Bu bölgedeki Haçlılar ağır kayıplara uğrayarak, önceden berkitmiş oldukları ordugâh bölgesine sığındılar. Bunların ardından ordugâha giren Osmanlı kuvvetleri, burayı tahrip ederek geri çekilen kuvvetleri imha ettiler. Bu esnada ordusunun sağ kanadının ve merkez kuvvetlerinin büyük kısmının sarılıp kuşatılarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiğini anlayan Hunyad, Ladislas’ın kalan merkez kuvvetlerini bu cephede hızla ilerleyen Osmanlı birliklerinin üzerine yöneltti. Hunyad’ın yaptığı cesur taktik hamleyle bozulan Osmanlı kuvvetleri, yeniçerilerin sol tarafına kadar geriledi. Bu saldırıda merkez kuvvetleri komutanı Karaca Paşa şehit oldu.

II. Murad, Hunyad’ın başarısının etkisini azaltmak ve onu birden fazla kanatta zorlamak istedi. Sağ kanattaki Turhan Bey komutasında bulunan Rumeli kuvvetleriyle, Haçlıların sol kanadına karşı şiddetli bir taarruz başlattı. Düşman bu taarruzu karşı taarruzla durdurmaya çalıştıysa da başarılı olamadı ve sürekli takviye edilen Rumeli kuvvetleri, saldırılarını hızlandırarak Haçlıları çekilmeye zorladı. Hunyad, bu esnada II. Murad’ın arzu ettiği kararı vererek, ihtiyatta bulunan Ladislas’ın alaylarıyla Ulahları, bozguna uğrayan sol kanadındaki duruma müdahale etmeleri için öne sürdü. Böylece Haçlıların bütün kuvvetleri savaşa girmiş olmasına rağmen, II. Murad henüz ihtiyattaki yeniçerileri savaşa sürmemiş oluyordu. Hunyad’ın takviyesiyle, Osmanlıların sağ kanadında ilerleme imkânı bulan Haçlılar, yeniçerilerin bulunduğu berkitilmiş bölgenin önüne gelince durakladılar.

Bu sırada II. Murad’ın emriyle yeniçeriler cepheden taarruza geçtiler. Aynı anda Osmanlı sağ ve sol kanatlarında sağ kalan kuvvetler de Haçlıları kuşatmaya başladı. Hızır adında yaşlı bir yeniçeri, Kral Ladislas’ın atını bir mızrak darbesiyle yaraladı. Ladislas’ın yere düşmesiyle üzerine atılarak başını kesti ve mızrağının ucuna geçirdi. Kesik kelleyi hâlâ dövüşen Macarlara doğru göstererek, gür sesiyle seslendi: “Macarlar! Kimin için dövüşüyorsunuz? İşte Kralınızın başı.” Bu sesleniş ve mızrağın ucundaki kelle, zaten perişan halde olan Haçlı ordusunda kesin bir bozgunun başlamasına yol açtı. Cepheden, sağdan ve soldan aynı anda başlayan Osmanlı kuşatmasıyla 65.000 kişilik Haçlı ordusunun tamamına yakını imha edildi. Osmanlıların kaybıysa 20.000 şehitti.

Ertesi gün II. Murad savaş alanında dolaşarak yaralıları tespit etmeye ve şehitleri gömdürtmeye başladı. Güvendiği adamlarından biri olan Azap Bey’e dönerek, “Hıristiyan ordusunda bir tek ihtiyara rastlamamış olmamız, ölülerin hep gençler olması biraz garip değil mi?” diye sordu. “Hayır,” diye cevap verdi Azap Bey, “Eğer Haçlı ordusu içinde saçı ağarmış bir baş olsaydı, böylesine adaletten uzak ve anlamsız bir teşebbüse girişmezlerdi.”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s