Muhteşem Yüzyıl

Yayınlandı: 26/06/2011 / Tarih

16. yüzyılın başında, uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa, coğrafi keşiflerle ve ticaretin gelişmesiyle yükselmeye başladı. Özellikle Amerika Kıtası’nın 1492’deki keşfinden sonra dünyadaki ticaret yolları artmış, keşfedilen yerlere göçler olmuş, sömürge imparatorlukları kurulmuş, o bölgelerden getirilen altın ve gümüş gibi değerli madenlerle birlikte Avrupa’nın ekonomik gücü artmaya başlamıştı. Coğrafi keşifler sonucunda zenginleşen ve ordularını geliştirmeye başlayan ülkelerin dışında, zenginleşen tüccarlar da vardı. Bunlar ticaretin yanı sıra güzel sanatlar gibi alanlara destek veren, sanatçıları destekleyip koruyan bir sınıfın oluşmasını sağladılar. Ayrıca yeni bir kıtanın olmadığını iddia eden kiliseye karşı toplumun güveni sarsılıyor, böylece kilisenin toplum üzerindeki hakimiyeti azalıyordu. Bütün bunların sonucunda Rönesans hareketi oluştu. Böylece sadece ekonomide değil ilim, sanat ve edebiyat alanında da büyük bir yükselme başladı. Avrupa adeta kabuk değiştiriyor, yüzyılların geri kalmışlığını üzerinden atmak istiyordu.

Rönesans’ın tohumları bir yüzyıl önce atılmıştı. Ortaçağ bilim adamlarının uzun zamandır görmezden geldikleri Homeros ve Cicero gibi yazarlar yeniden okunmaya başlanmış, buna bağlı olarak hakim dil Latince karşısında antik Yunanca gelişmeye başlamıştı. Bunların sonunda orijinal İbranice ve Yunanca metinlerin eleştirel incelenmesine dayanan Kitab-ı Mukaddes araştırmacılığı doğdu. Bu son faaliyet, laik Rönesans ile kutsal yazıların otoritesine büyük önem veren dini reformlar arasında önemli bir bağ kurulmasına yol açtı. Rönesans düşüncesinde eğitim çok önemli bir role sahipti. Bu dönemde, Avrupa’nın her yerinde okullar yapılmaya başlandı. Klasik derslere Yunanca ve Jimnastik eklendi. Yeni insan zihnen, ruhen ve bedenen güçlü olmalıydı. Avrupalı kimliği oluşmaya başlıyordu. Bu dönemde sanatın her dalı büyük gelişmeler kaydetti. Cesur resimleriyle Allegri, Vercelli, Robusti, Dürer, Cranach, Altdorfer, Stwosz, Bruegel ve Theotocopuli dikkati çekiyordu. Mimaride genellikle Gotik stil kendini gösteriyordu. Edebiyatta ise, dünyaya yepyeni bir üslupla bakan yerel dillerin kullanılmasında patlama yaşanıyordu. Ekonomik ve sosyal açıdan gelişen toplum, dinin günlük yaşam üzerindeki baskısını sorguluyordu. Almanya’da Luther liderliğindeki protesto hareketleri gelişti. Protestocular, Katolik Kilisesi’nin Papa’ya verdiği geniş yorum ve uygulama yetkisini eleştiriyorlardı. Dini inançları daha kişisel düzeyde yaşamak istiyorlardı. Bunun sonucunda yepyeni bir Hıristiyan mezhebi olan Protestanlık ortaya çıktı. Aynı yıllarda İngiliz Kralı VIII. Henry, İngiliz Kilisesi’ni Roma’dan ayıran siyaseti başlatacaktı.

Habsburg hanedanın yönettiği Kutsal Roma İmparatorluğu, Adalet Mahkemesi, Krallık Konseyi ve İmparatorluk Kurultayı kurumlarını kurdu. Bu üç meclisin yaratılması, adalet, vergi, ordu gibi konulardan sorumlu iki prensin yönetimindeki on bölgesel çevreye bölünmesiyle, Habsburg hanedanı Alman prensleri için vazgeçilmez hale geliyordu. Burgonya, Avusturya ve Bohemya’dan sonra, 1515’de Osmanlılardan korkan Macaristan imparatorluğa katıldı. İmparator Maximilian von Habsburg’un, İspanya Prensesi ile yaptığı evlilikten sonra İspanya da Habsburg hanedanın yönetimine geçiyordu. 1519 yılında torunu V. Charles (Şarlken), Fransızların ve Papa’nın Kutsal Roma İmparatoru seçilmesine gösterdikleri muhalefeti yendi ve derhal dedesinin yerine geçti. Almanya, Avusturya, Bohemya, Macaristan ve Burgonya’daki toprakları erkek kardeşi Ferdinand’a devretti. Kendisi ise İspanya Kralı olarak, Filipinlerden Peru’ya kadar uzanan toprakları yönetmeye başladı. İspanya, donanmasının gücüyle, yeni kıtadan gelen altınlarla ve “conquistador” süvarileriyle Avrupa’nın en güçlü devletiydi. 1510’da yeni kıtadan gelen altın ve gümüşün değeri yıllık 195.000 dukaydı. Bu rakam 1550’de 2,4 milyon duka, 1590’da 8,5 milyon duka olacaktı. İspanya ve Kutsal Roma İmparatorluğu arasında Fransa’nın toprakları yer alıyordu. V. Charles’ın, stratejik olarak Fransa’nın rekabeti, Osmanlıların genişlemesi ve olası bir Fransız-Osmanlı işbirliğiyle baş etmesi gerekiyordu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları Anadolu merkezli olup, kuzeyde Kırım’dan batıda Macaristan’a, doğuda Irak’ın kuzeyinden güneyde Libya’ya kadar uzanıyordu. Bu büyük imparatorluğun kökeni Türk ve İslam olmakla beraber, ülke topraklarındaki farklı din ve milliyetten gelen vatandaşlar aynı şartlarda özgürce yaşayabiliyordu. Müslümanlık içinde de, İslam’a farklı yorumlarla bakan tarikatlar varlıklarını sürdürebiliyordu. Medreselerde okutulan Kuran, dini ilimlerin kaynağını oluşturuyordu. İslami ilimler olarak fıkıh (İslam hukuku), hadis (Peygamber’in sözleri), kelam (Kuran-ı Kerim) öğretiliyordu. Eğitimi verilen diğer ilimler ise başta felsefe olmak üzere matematik, tarih, coğrafya, mantık, tıp ve astronomiydi. 15. yüzyılda birçok yabancı eserden tercümeler yapılmıştı. Ebru sanatı, musiki, minyatür, hat (güzel yazı) ve tezhip (süsleme) başlıca güzel sanatları oluşturuyordu. 16. yüzyılda musikide büyük besteciler yetişmişti. Bunların yanında camcılık, halıcılık, maden işçiliği, ahşap işçiliği, dericilik ve dokuma zanaatları da gelişmişti. Mimarlıkta, İstanbul’un fethinden sonra “Klasik Dönem” başlamıştı. Bu dönemde yapılan anıtları, mimari süslemecilik (çini, mermer, ahşap) konusunda en üst düzeye ulaşmıştı. Sadece Mimar Sinan, 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa, 6 suyolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen ve 41 hamam yaptırmıştır.

Osmanlı devlet bütçesinin %10’u vakıflara ayrılmıştı. Mimari eserler vakıflar sayesinde yapılıyordu. Bilimde ve sanatta olduğu gibi ekonomide de gelişme sürüyordu. Şehirler ve köyler arasındaki iktisadi işbölümü oldukça gelişmişti. Devletin gelirleri, tımarlar dahil olmak üzere 500.000.000 akçeye (8.5 milyon duka) yakındı. Bu gelirden 3 milyon akçe Padişah’ın özel harcamalarına ayrılmıştı. Tımar giderleri 160 milyon, kapıkulu askerlerine 60 milyon, donanma ve kale muhafızlarına 35 milyon akçe ayrılmıştı. Böylece devlet gelirinin yarısı orduya harcanmış oluyordu. Osmanlı ordusu, o zamanki dünyanın en büyük kara gücüydü. Ayrıca denizcilikte de büyük bir yükseliş vardı.

Dünya 16. yüzyılda, İspanya Krallığı ve Kutsal Roma İmparatorluğu ittifakı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında geçen hakimiyet mücadelesine tanık olacaktı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s