Rodos’un Fethi

Yayınlandı: 26/06/2011 / Tarih

İspanya ve Fransa rekabetleriyle birbirlerinin kuvvetlerini tüketirken, Macar Kralı II. Layoş’un küçük yaşta olması, Macaristan’ı asilzadelerin tiranlığına bırakmıştı. Ayrıca Orta Avrupa’da Katolikler ile Lutherci Protestanlar arasındaki çekişme de büyüyordu. Bütün gözler Avrupa’ya çevrilmişken, fırsattan istifade etmek isteyen Süleyman kendi gözlerini Doğu Akdeniz ticaretini devamlı tehdit eden Rodos’a çevirdi. Batı dünyasına karşı gösterdiği barış taarruzu sayesinde, Hıristiyan güçlerin işe karışmaması veya hiç olmazsa tarafsız kalmalarını sağlamıştı. Fatih Sultan Mehmed’den daha adil davranarak, Rodos Üstad-ı Âzamı’na mektup gönderdi. Bu mektupta meselenin kan dökülmeden halledilmesi ve Rodos’un teslim olması isteniyordu. Ancak Rodos Saint Jean Şövalye Tarikatı’nın gelenekleri ve şerefi, böyle bir şartı kabul etmelerine olanak tanımıyordu.

Bunun üzerine Rodos’a sefer açıldı. Vezir Mustafa Paşa, emrindeki 300 kadırga ve 12.000 yeniçeriyle birlikte Rodos’a doğru yelken açtı. Donanma Çanakkale’den çıkarak Bodrum Burnu’na doğru ilerlemeye başladı. Süleyman ise bizzat yönettiği 80.000 kişilik ordusunun başında İstanbul’dan çıkarak Marmaris’e doğru ilerledi. Ordunun Anadolu’yu geçişi sırasında Padişah birçok güzel haber aldı. Hersek Sancakbeyi’nin kardeşi, Dalmaçya’nın Skardona (İskaradin) Kalesi’ni ele geçirmişti. Yeniçeriler Rodos’un karşısındaki Hakli (Haleke) adacığına çıkarma yapıp, buradaki kaleyi ele geçirmişlerdi. Ferhad Paşa, Şehsuvaroğlu’nun ölümünden sonra Dulkadir topraklarını devlete ilhak etmişti. Kısa bir süre sonra Osmanlı donanmasının bir kısmı, Rodos’un Favez Kalesi civarında adaya asker çıkartmaya başladı. İki gün sonra bütün donanma, şehirden az bir uzaklıktaki Parambolen Koyu’na demir attı.

Süleyman da asıl orduyla birlikte bir ay sonra adaya ulaştı ve 28 Temmuz 1522’de, 100 kuşatma topunun selam ateşleri arasında Rodos’a çıktı. İstihkâmları ve askerin değişik mevkilerdeki durumunu gözden geçirdi. Büyük Üstat L’isle Adam köyleri ateşe vermiş, bütün dış yapıları yıkmış ve köy halkını gediklerin onarılmasında çalıştırmak için kaleye almıştı. Yedi mevkiden her birini farklı ülkelerden gelen Tarikat Şövalyeleri koruyordu. Bunlar Fransız, Alman, İngiliz, İspanyol, Portekiz, İtalyan ve Papalık asıllı savaşçılardı. Böylece her millet önemli bir noktayı korumakla görevlendirilmişti. Üstat da sarayını bırakarak Galipler Kapısı’na yerleşmişti. Osmanlılar şehri güneyden kuzeye doğru kuşattı. Sağ kanatta Fransız ve Alman burçları karşısında Rumeli Beylerbeyi Ayas Paşa, İspanyol burçları karşısında Vezir Ahmed Paşa bulunuyordu. Merkezdeki İngiliz burcunun karşısında İkinci Vezir Mustafa Paşa vardı. Padişah’ın ordugâhı Mustafa Paşa’nın bulunduğu yerin arkasındaydı. Şehrin güneydoğusundaki kuşatma ordusunun sol kanadındaki Anadolu Beylerbeyi Kasım Paşa ile Vezir-i Âzam Piri Paşa, İtalyan burçlarının önünde duruyorlardı. Osmanlı ordusunun sayısı 100.000 kişiye yakındı. Rodos ise 15.000 şövalye ve asker tarafından savunuluyordu.

1 Ağustos’ta Rumeli Beylerbeyi Ayas Paşa, Alman burçlarına doğru yürüyerek kuşatmayı açtı. 21 top Alman burcuna, 22 top da Fransızların bulunduğu Saint Nicola Kulesi’ne yıldırımlar yağdırmaya başladı. Her biri 3 toptan kurulu 14 batarya da, İspanya ve İngiltere burçlarına doğru ateş ediyordu. Ağustos ayı, Osmanlıların topçu ateşi ve karşılıklı lağım çarpışmalarıyla geçti. 4 Eylül’de İngiliz burcunun güney kısmı havaya uçtu ve surlarda gedik açıldı. Bu kısımdaki azaplar, açılan gedikten içeri girmeye başladı. İngiliz şövalyelerle azaplar arasında şiddetli bir çarpışma başladı. Bir süre sonra azaplar içerlere doğru ilerleyerek, yedi tarikat sancağını ele geçirdiler. Ancak L’isle Adam, büyük haç bayrağını açarak toz duman içinde gediğe doğru koşmaya başladı ve diğer savunma noktalarından yetişen 6.000 şövalyeyle beraber azapların üzerine saldırdı. Bir saatlik kanlı bir dövüşten sonra azaplar vuruşa vuruşa geri çekildiler. Bir hafta sonra yeni bir hücum daha yapıldı ama savunmacılar bu saldırıyı da püskürttüler. Tarikatın topçu komutanı ve Üstad’ın bayraktarı aynı gün öldüler. İnatçı bir kuşatmanın lağım patlamaları, saldırıları, karşılıklı kanlı dövüşleri gece ve gündüz devam ediyordu. 13 Eylül’de üçüncü bir hücum yapıldı. Osmanlılar İngiliz burcunu zorlayarak, surlara beş tane sancak dikmeyi başardılar. Ancak bu hücumdan da sonuç alınamadı. Bu üç hücum genel karakterli olmayıp, kuşatma ordusunun bir kısmıyla İngiliz burcunu savunan şövalyeler arasında geçmişti.

Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmed’in kaderine uğramaktan çekiniyordu. Bütün vezirlerini otağında Savaş Divanı’na çağırdı. Dehasını cesaretine borçlu olan Piri Paşa, eliyle şehrin kapladığı dar alanı göstererek, “Şehrin daima bir noktasına hücum ederek, dar gediklerin arkasına gizlenmiş bu adamların karşısına daima az sayıda asker çıkarabiliyoruz. Düşmana eşit sayıda asker yolladığımız takdirde üstünlük daima şövalyelerin elinde olacaktır. Askerlerimizin sayıca çoğunluğundan istifade edelim ve hem zamanımızı hem de insan gücümüzü harcayan kısmi hücumlar yerine genel bir saldırı yapalım,” dedi. Padişah da aynı fikirdeydi. 24 Eylül’de bütün istihkâm hatları boyunca uzayacak bir genel hücum emri verildi. Öğleden akşama kadar tellallar ordunun arasında dolaşarak, “Yarın hücum olacak. Taş toprak padişahındır, can ile mal galiplerin ganimetidir,” diye bağırdı. Osmanlı ordusu, güneşin doğmasıyla birlikte şehrin kuzeyine, doğusuna ve batısına doğru yürüdü. Bütün cephede şiddetli çarpışmalar başladı. Bir ara Yeniçeri Ağası ve yanındaki askerler, İspanyol burcundan içeri girerek buraya sancak diktiler. Ancak bu üstünlük kısa sürdü. O taraftaki halkın da savunmacılara destek vermesiyle, kayıpları artan yeniçeriler geri çekildi. Savunmacılardan 700 şövalye ve 3.000 asker ölmüştü. Adanın köylüleri, kadınları ve çocukları bile bu çarpışmada şövalyelere destek olmuşlardı. Osmanlıların kayıpları ise büyüktü. 10.000’den fazla şehit, Saint Damien hendeğini dolduruyordu.

Üç gün sonra Mısır Beylerbeyi Hayırbay’ın ölüm haberi geldi. Onun yerine Serasker Mustafa Paşa atandı. Mustafa Paşa’nın atanmasıyla, kuşatma komutanlığı görevi Vezir Ahmed Paşa’ya, kaptan-ı deryalık görevi Behram Bey’e verildi. 12 Ekim’de Ahmed Paşa, İngiliz burcunu almayı denedi. İstihkâmlar Osmanlıların eline geçtiği sırada, Yeniçeri Ağası yaralandı ve morali bozulan askerler geri çekilmek zorunda kaldı. Haftalar mevzi savaşlarıyla geçiyordu. Bazı kısımlarda çok kanlı çarpışmalar meydana geliyordu. 30 Kasım’da bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında yapılan hücumda Osmanlılar, İspanyol ve İtalyan burçlarını ele geçirdiler. Fakat bu çarpışmalarda çok kayıp verildiğinden daha ileriye gitmediler. Bu noktada lağımlar açılıp hendekler kazıldı. 10 Aralık’ta Osmanlılar beyaz bayrak açtılar. Bu görüşme talebine şövalyeler de beyaz bayrak açarak karşılık verdiler. İki Osmanlı elçisi Üstad’a, Padişah’ın altın yazmalı mührünü taşıyan bir mektup ulaştırdı. Bunun üzerine iki şövalye, Osmanlı ordugâhına giderek Padişah’ın huzuruna çıktı. Süleyman, şehri üç gün içinde teslim etmeleri karşılığında şövalyelere şerefli bir teslim teklif etti. Buna yanaşılmadığı takdirde Rodos halkının kılıçtan geçirileceğini ekledi. Bunun üzerine Padişah’tan mühlet istendi. Rodos halkı Rumlardan ve Latinlerden oluştuğu için, kendi aralarındaki müzakereler uzun sürüyordu. Bu gecikme üzerine Padişah komutanlarına savaşa devam etmelerini buyurdu.

18 Aralık’ta lağım açma faaliyetleri yeni bir gayretle ele alındı. Osmanlılar, İspanyol burcunun istihkâmı üzerinde kararlıca ilerlediler ancak çok şiddetli bir direnişin ardından geri çekildiler. Ertesi gün yeniçeriler aynı kararlılıkla hücuma geçti. Şövalyeler bir süre direndilerse de sonunda dayanamayıp şehir içindeki istihkâmlara çekilmeye başladılar. Bir süre sonra mühimmatları ve güçleri bittiğinden, teslim olmak istediklerini bildirdiler. II. Bayezid’in yıllar önce kendilerine tanımış olduğu serbestlik antlaşmasını yanına alan iki şövalye, teslim koşullarını görüşmek için Ahmed Paşa’nın huzuruna çıktı. Ahmed Paşa, bu belgenin süresinin dolduğunu belirttikten sonra antlaşmayı yırttı. Padişah’ın teslim talebini içeren mektubunu şövalyelerle birlikte Üstad-ı Âzam’a yolladı. Padişah, tarikatın ve şehrin ileri gelenlerinden 50 kişinin antlaşma uygulanana kadar ordugâhında rehin kalması ve tarikat üyelerinin on gün içinde adayı terk etmeleri karşılığında Hıristiyanların kiliselerine dokunmayacağını belirtiyordu. 21 Aralık 1522’de hiçbir dayanma çaresi kalmadığını anlayan Rodos, Osmanlılara teslim oldu.

Antlaşmanın tasdikinden birkaç gün sonra Ahmed Paşa, L’isle Adam’a bazı tebliğlerde bulunmak ve Padişah’ın kendisiyle görüşmek istediğini bildirmek için İspanyol burçlarının önüne geldi. 26 Aralık’ta Üstad-ı Âzam, yanındaki birkaç şövalyeyle beraber Osmanlı ordugâhına geldi. Divan toplantısı yapılmakta olduğundan bir süre yağmur altında, padişah çadırı önünde bekledi. Sonra Üstad’a bir hilat giydirilerek, Padişah’ın huzuruna çıkarıldı. Bir süre her ikisi de konuşmadan birbirine baktı. Üstad-ı Âzam, çehresinde bir mağlubun keder ve utanma ifadesini taşıyordu. Süleyman kendisine bakarak, “Hiç üzülme. Bizim gibi hükümdarların ve savaşçıların kaderi, zaman zaman şehirler ve ülkeler fethetmek ya da kaybetmektir,” dedi. Kendisine ve tarikatın bütün şövalyelerine, adadan ayrılana kadar kimsenin saygısızlık yapmayacağını ekledi. Ertesi gün yanında sadece iki solakla, basit bir akıncı eri gibi giyinmiş olan Padişah, şehrin yıkıntılarını gezdi. Şövalyelerin yemek yediği saatte Üstad-ı Âzam’ın sarayına girdi. Rumca bilen hizmetkârlardan birinin vasıtasıyla Üstad-ı Âzam’ı görmeye geldiğini söyledi. L’isle Adam, Süleyman’ı hükümdar olarak değil konuk olarak karşıladı. Uzun süre, Akdeniz kıyılarına bakan teras üzerinde sohbet eden yaşlı adamla genç hükümdar, karşılıklı olarak birbirlerinin değerini daha iyi anladılar. Padişah atına binerken, yanındaki adamlarından birine, “Bu asil Hıristiyanı evinden ederken acı duymamam mümkün değil,” dedi.

1 Ocak 1523’te Üstad-ı Âzam ve yanındaki şövalyeler adayı terk etti. Sultan Süleyman, camiye çevrilen Saint Jean Kilisesi’nde cuma namazını kıldı. Rodos garnizonunda 500’ü yeniçeri olmak üzere 2.000 asker bırakıldı. Ayrıca surların onarımı için İmrahor İskender Paşa ile birlikte, Menteşe, Aydın ve Manisa Sancakbeyleri görevlendirildi. Rodos’un düşüşü, ona bağlı sekiz adanın da ele geçirilmesine yol açtı. Bunlar İleros (Leros), İstanköy (Kos), İncirli (Nisiros), Kelmez (Kalimna), İlegi (Telos), Hakli (Halçe), Sunbeki (Sime) ve Limonya adalarıydı. Rodos kuşatması, modern savaşlar tarihinde lağımların ve bombaların bu derece organize şekilde kullanıldığı ilk savaştır. Padişah bir süre adada kalıp imar işlerini denetledikten sonra İstanbul’a döndü.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s