Mohaç 1526: Türkler Avrupa’da

Yayınlandı: 27/06/2011 / Tarih

Sultan Süleyman, İran’a sefer açmak üzereyken batıdan gelen haberler üzerine planını ertelemek zorunda kaldı. Eflak’daki Boyarlardan biri olan Paul Tomori, Ferhad Bey komutasındaki Osmanlı kuvvetlerine saldırmış, Ferhad Bey’in kesik başını ve sancağını Macar Kralı’na yollamıştı. Ferhad Bey’in katledilmesi haberini alan Süleyman hem çok üzüldü hem çok hiddetlendi. Aynı sıralarda Almanya Kralı Maximillian’ın görevlendirdiği İtalyan General Frangipani komutasındaki 16.000 kişilik tümen, Hırvatistan sınırında Hüsrev Paşa’nın kuvvetlerini bozguna uğrattı. Macarlar, özellikle Belgrad’ın fethinden sonra Tuna’nın güneyinde yeniden toparlanmaya başlamışlardı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun şerefi ve bunca yenilginin onarılması için, bu bölgeye ciddi bir sefer yapılması gereği doğdu. 23 Nisan 1526 tarihinde Sultan Süleyman, 100.000 kişilik ordusu ve 300 topuyla birlikte İstanbul’dan hareket etti. Başkentin idaresini, Şeyhülislam Kemal Paşazade’ye ve Kaymakam olarak atadığı Kasım Paşa’ya bıraktı. Osmanlı ordusu hareket ederken, orduyla birlikte yürüyen kâtipler seferin bütün ayrıntılarını not ediyorlardı. Orduda büyük bir disiplin vardı. Köylünün ekinine zarar vermek veya yağma yapmak kesinlikle yasaklanmıştı. O tarihte hiçbir ordu, böylesine detaylı hazırlanan savaş ve intikal planlarına sahip değildi. Seferin yapılacağı güzergâh üzerinde öncü kuvvetler, asıl ordunun dinleneceği ordugâhları kurmuşlardı.

Sultan Süleyman ile Vezir-i Âzam İbrahim Paşa, Sofya’da ikiye ayrılarak Tuna ötesinde Macaristan’ın en güçlü bölgesi olan Petervaradin’e, iki kol üzerinden yürümeye başladılar. Balkanlardaki askerlerin de katılmasıyla sayısı, 20.000’i yeniçeri ve 60.000’i sipahi olmak üzere 140.000’e çıkan Osmanlı ordusu, Petervaradin’i kuşatarak on günde ele geçirdi. Macarlar burada büyük kayıplar verdiler. 20 Temmuz’da Budin’den ayrılan Macaristan Kralı II. Layoş, iki haftalık yürüyüşten sonra Tolna’ya ulaştı. Burada ordusuna katılan kuvvetlerle birlikte yürümeye devam ederek güneye doğru indi. Kısa bir süre sonra Mohaç Ovası’nda ordugâh kurdu. Osmanlılar Petervaradin’den hareket edip, Tuna ve Drava nehirlerini takip ederek Essek’e ulaştı. 140.000 kişi ve 300 top, Osmanlı mühendislerinin kurduğu köprülerden kısa bir sürede karşı kıyıya geçti. Hiç durmadan ilerlenerek Mohaç kasabası yakınındaki bataklık araziye varıldı. 80.000 kişilik Macar ordusu, Karasu bataklığına bakan üzüm bağlarıyla kaplı tepelerin üzerinde Osmanlıları bekliyordu. Macarları gören Osmanlı ordusunun safları arasında kendiliğinden “Çok Şükür” nidası yükseldi.

Sultan Süleyman, İbrahim Paşa ve diğer komutanlar toplanarak savaş planını görüşmeye başladılar. Padişah, Macar ağır süvarisinin kasırga gibi inen dayanılmaz darbesini çok iyi biliyordu. Bu yüzden askerlerin bu saldırıya direnmek yerine küçük birlikler halinde yanlara açılmasını, düşman süvarisini içeri alarak yanlardan sıkıştırmayı düşünüyordu. Bu toplantıya ordunun her kademesindeki subay çağrılmış, böylece emirlerin en ufak birliklere bile ulaşması sağlanmıştı. Padişah kendi görüşlerini bildirdikten sonra, sırtında zırhı, başında miğferi, elinde kılıcı hükümdarını dinleyen Altuca adındaki yaşlı yeniçeriye dönerek, “Hadi söyle bakalım, düşündüğün daha iyi bir şey var mı?” dedi. “Evet,” diye cevap verdi yeniçeri, “Hemen dövüşelim derim.” Süleyman da aynı fikirdeydi. Yeniçeri’ye bakıp hafifçe gülümsedi.

Ertesi sabah her iki ordu savaş düzenine girmeye başladı. Osmanlı ordusunun ön hattında Hüsrev Paşa komutasındaki Rumeli askerleri yer alıyordu. Bu hattın kanadında 150 adet top yer alıyordu. Onların arkasındaki hatta Vezir-i Âzam İbrahim Paşa ve Anadolu askerleri ile diğer 150 top yerleştirilmişti. En arkada Sultan Süleyman, yeniçeriler, kapıkulu süvarileri ve solaklar bulunuyordu. Savaş hattıyla ordu ağırlıkları arasında, düşmanın muhtemel baskınlarına önlem olarak geniş bir boşluk bırakılmıştı. Macar ordusunun ilk hattında Paul Tomori ve Pierre Pereni komutasındaki ağır zırhlı süvariler bulunuyordu. Onların arkasında piyadelerle birlikte Kral II. Layoş yer almıştı. İki ordu birbirini gözlüyordu. O sırada Osmanlı saflarında bir hareketlilik başladı. Bali Bey komutasındaki 5.000 kişilik akıncı birliği, Mohaç Ovası’na açılan vadiye doğru at sürmeye başlamıştı. Macarların şaşkın bakışları altında ilerleyen akıncılar bu vadinin ağzına gelince durdular. Akıncılar böylece hem Macar ordusunun kaçabileceği tek noktayı tutmuş oluyor, hem de onlara destek olmak için gelebilecek kuvvetlerle bağlantılarını kesiyorlardı.

Padişah at üzerinde, ordusunun safları arasında dolaşarak askerlerine cesaret verici sözler söyledi. Daha sonra ellerini göğe kaldırarak, “Kudret ve zafer yalnız Allah’ın elindedir. Yolu ondan geçmeyen zafer yoktur. Allah’ım, bugün bizimle ol!” diye haykırdı. Bunu duyan sipahiler kılıçlarını çekerek savaş naraları atmaya başladılar. 29 Ağustos 1526 sabahı, tarihe “Mohaç Meydan Muharebesi” olarak geçen savaş, Macar ağır süvarisinin taarruzuyla başladı. Tomori komutasındaki süvariler Rumeli askerlerinin bulunduğu hatlara balyoz gibi saldırdı. Rumeli askerleri karşılık verecek gibi beklerken, birden sol tarafa doğru açılmaya başladılar. Aynı anda arka hattaki Anadolu askerleri de hızla sağ tarafa doğru açıldı. İçerilere kadar ilerlemiş Macar süvariler, iki taraftan kıskaca alınarak imha edildiler. Macar ordusu bu saldırıda 25.000 kayıp verdi. Bu sırada II. Layoş, emrindeki askerler ve ihtiyat kuvvetleriyle beraber Osmanlı hattına saldırdı. Osmanlı saflarından ok ve tüfek atışları yağdı. İki ordu birbirine girince Rumeli ve Anadolu askerleri ile Macarlar arasında kanlı bir çarpışma başladı. İki taraf da ağır kayıplar veriyordu.

Macarlar yavaş yavaş ilerleyerek, yeniçerilerin bulunduğu kısma kadar yaklaştı. Bu sırada sağdan ve soldan ateş kusmaya başlayan toplar, Macar saflarında gedikler açmaya başladı. Macar ordusu yoğun top ateşinin verdiği dehşetle irkilirken, merkezde bulunan 30.000 yeniçeri ve kapıkulu süvarisi düşmana saldırdı. Aralarında altın işlemeli zırhıyla dikkat çeken Padişah da vardı. Beraberce ölmek ya da Osmanlı Padişahı’nı öldürmek üzere yemin etmiş 30 Macar şövalyesi, Süleyman’ın dövüştüğü tepeye doğru yaklaştı. Kargaşanın içinde Padişah’tan ayrı düşen yeniçeriler, tepenin eteklerinde II. Layoş’un askerleriyle savaşıyordu. Padişah’ın yanındaki bir avuç solak, at üstünde savaşan şövalyelere karşı savaşırken hızla şehit düştü. Şövalyeler, Süleyman’ın zırhına mızraklarının ucuyla dokunmaya başlamıştı. Etrafındakilerin haykırmasıyla tehlikenin farkına varan yeniçerilerin bir kısmı, hızla tepeye doğru döndü. Kılıç darbeleriyle atların arka ayaklarındaki kiriş kısmını parçalayarak şövalyeleri yere düşürdüler. Kısa bir çarpışmanın ardından Macar şövalyelerin kesik başları, yeniçeri mızraklarının ucunda sallanmaya başladı.

Bu sırada İbrahim Paşa Anadolu ve Rumeli askerlerini düzene sokarak yanlardan taarruza kalktı. Macar ordusu üç taraftan sıkıştırılarak, demir ve ateş yağmuru altında kaldı. Hiç durmadan ateş eden toplar Macar piyadesine ağır kayıplar verdiriyordu. Macar safları arasında panik başladı. Aynı anda yeniçeriler, bir blok halinde saldırarak son darbeyi indirdi. Macarların bir kısmı kaçmaya çalışırken vurulup düşüyor, diğerleri yeniçerilerin elinden kurtulmak için bataklığın içine atlıyordu. Kral II. Layoş bile bu bataklıklarda kaybolup gitti. Savaş iki saat sürmüştü. Öğlen olduğunda, Mehter Takımı’nın vurduğu zafer nameleri Mohaç Ovası’nda yankılanıyordu. Sultan Süleyman, yırtık zırhı ve kırık miğferiyle savaş alanındaki ölülere baktı. Osmanlıların demir veya ateşinden kaçan Macar askerlerinin cesetleri ve at ölüleri, iki gün boyunca Tuna Nehri’nde akıp durdu.

Ertesi gün vezirler, paşalar ve komutanlar padişah çadırı önünde sıraya girerek Süleyman’ın elini öptüler. Padişah’ın buyruğu üzerine 30.000 kadar Macar askerinin cesedi, açılan büyük bir çukura gömüldü. Akıncıların elinden kurtulan tutsaklar Anadolu’ya sevk ediliyordu. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar serbest bırakılarak, ülkelerinde yaşamalarına izin verildi. Artık önünde düşman kalmayan Sultan Süleyman, ordusunu hareket ettirerek Budin’e doğru ilerledi. Padişah Macar başkentine bir “Fatih” olarak değil, koruyucu bir hükümdar olarak girdi. Halkın malı ve canı, yeniçerilerden titizlikle korundu. Süleyman burada kısa bir süre kalarak şehrin zengin kütüphanesinden birtakım eserleri İstanbul’a naklettikten sonra Tuna üzerinde köprü kurdurarak karşı kıyıdaki Peşte şehrine geçti. Peşte’de Macar asilzadelerin bağlılıklarını kabul ettikten sonra, asilzadelerin önerdiği Zapolya’yı kral olarak tanıyacağına söz verdi. Bu adamın siyasi kabiliyetsizliği, Macar tahtı için uygun bir aday olmasını sağlıyordu. Böylece Macaristan Krallığı tarih sahnesinden siliniyordu. Ordunun esas kısmı İstanbul’a dönerken, sınırdaki kalelere yeniçeri birlikleri yerleştirildi. Akıncılar aralıksız Macaristan’ın içlerine dalarak ganimetler topluyordu. İstanbul’a büyük bir merasimle giren Padişah, halkın sevgi gösterileri arasında ilerledi. Başkentini Budin’den getirdiği ganimetlerle süslemek isteyen Süleyman, bazı yaşlı devlet görevlilerinin hoşnutsuzluklarına rağmen Herkül, Diana ve Apollo heykellerini Atmeydanı’na (Hipodrom, günümüzde Sultanahmet Meydanı) dikti.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s