Viyana Seferi 1529

Yayınlandı: 27/06/2011 / Tarih

Zapolya’nın Macaristan’a kral olarak atanması ve Osmanlılara sığınması, Kutsal Roma İmparatoru Ferdinand’ı çok kızdırmıştı. 15.000 kişilik bir kuvvetle, Bratislava şehrine gitti. Burada Anna’nın yardımıyla bir meclis toplattı ve 27 Şubat 1527’de kendisini Macaristan Kralı ilan etti. İspanya’dan gelen kuvvetlerle ordusunu güçlendiren Ferdinand, komutanlarından Kont Nicholas’ı ordunun başına atayarak Zapolya’nın üzerine gönderdi. Tarçal civarında meydana gelen savaşta Zapolya yenildi ve Transilvanya’ya çekildi. Kutsal Roma ordusu, yüksek dağlarla kaplı bu bölgede manevra yapamadığından takibi bıraktı. Zapolya kurtuldu ancak Budin şehrini kaybetti. Bir süre sonra Zapolya dağlık kesimden askerler toplamaya başladı. Bunu haber alan Ferdinand 40.000 kişilik yeni bir orduyu Zapolya’nın üzerine gönderdi. Erlau civarında yapılan savaşta Zapolya ikinci defa yenildi. Böylece tek başına kalan Zapolya, yanındaki birkaç süvariyle beraber dağların içine doğru çekildi. O yıllarda İspanya’ya karşı Fransa, Venedik, Papalık ve Milano ”Cognac Birliği”ni oluşturmuşlardı. Aynı yıl İspanya ordusu, Roma’ya girerek şehri yağmaladı.

Bu sırada Osmanlı akıncıları faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Mart 1528’de 1.000 akıncı, Bosna tarafından girip Gottasche bölgesine kadar ilerledi. Temmuz’da 6.000 akıncı Laybach sınırlarına kadar girdi. Ekim’de 5.000 akıncı Utuşac bölgesine, bir ay sonra da Kulpa civarına ilerlemişlerdi. Ardı arkası kesilmeyen akınlar sayesinde Hırvatistan tamamen fethedildi. Ayrıca Udbin, Mauer ve Pozega kaleleri de ele geçirildi. Bu başarılara rağmen, Zapolya’nın tahtından indirilmiş olması ve Budin’in kaybedilmesi, Süleyman’ı kederlendiriyordu. Zapolya, elçisi Lasczky’yi İstanbul’a yolladı ve Padişah’ın yardımını istedi. Lasczky, Vezir-i Âzam İbrahim Paşa ile görüştü. İbrahim Paşa bir süre elçiyi dinledikten sonra şöyle dedi: “Hakimiyet altın ve mücevher ile olmaz. Ancak kılıçla olur. Kılıç hakkı olarak kazanılan bir memleket kılıç ile muhafaza olunur. Bu ana kadar pek çok kısmı harap olan Macaristan’ın bizim için büyük bir önemi yoktur. Fakat hükümdarınız Padişahıma biat ettiği takdirde, hasmınız olan Ferdinand’ı perişan eder ve bütün memleketlerini atlarımızın ayakları altında çiğneriz. Bu bizim için pek kolay bir iştir. Bir koldan ben, bir koldan Ayas Paşa memleketinize yürümüş olsak, iki hükümdarın da perişan olacağına emin olunuz. Ne zaman lüzum görülürse bunu yaparız. Budin’i yeni bir İstanbul haline koyacağız. Zannedersem çok söz söyledim. Biz Osmanlılar az söyler çok iş görürüz. Zapt ettiğimiz yerleri bir daha elden çıkarmayız. Bundan böyle hükümdarınıza Transilvanya Beyi değil Macar Kralı diyeceğiz. Düşmanlarınıza karşı da yanınızda olacağız.”

Zapolya’nın yeni girişimlerini öğrenen Ferdinand, elçilerini İstanbul’a yolladı. Elçilere verilen talimata göre sadece barış görüşmeleri yapılmayacak, Osmanlıların Macaristan’da fethettikleri bölgeler de istenecekti. Ferdinand’ın talepleri Padişah’ı hiddetlendirdi. Sultan Süleyman, Ferdinand’ın elçisine şöyle dedi: “Git, hükümdarına söyle. Biz Macaristan’ı muzafferiyetimizin semeresi olarak fethettiğimizden, ilelebet muhafaza edeceğiz. Fakat o kendisine güveniyorsa, Budin’e gelsin ve bizimle uzlaşsın. Şayet buna da cesaret edemezse biz ona gider, Viyana’da kendisini karşılarız.” Padişah’ın bu sert ve kesin tavrı, Kutsal Roma İmparatorluğu’na savaş ilan etmek anlamına geliyordu. Kutsal Roma İmparatorluğu’nun merkezi olan Avusturya, askeri teşkilatı düzensiz, merkezi idaresi bozuk bir hükümetti. Almanya’da ise mezhep kavgaları yüzünden iç karışıklık devam ediyordu. Avusturya ve Almanya’nın içinde bulunduğu bu durum, Osmanlıların sınırlarını Bohemya’ya kadar uzatmaları için parlak bir fırsat yaratıyordu. Budin’in işgali ve Zapolya’nın tahttan indirilmesi bu fırsat için güzel bir bahane oluşturmuştu.

Sultan Süleyman, Kutsal Roma İmparatorluğu başkenti Viyana’ya sefer açtı. Vezir-i Âzam İbrahim Paşa, Serasker (seferdeki ordunun komutanı olan vezir) ilan edildi. 10 Mayıs 1529’da Padişah’ın bizzat başında bulunduğu ordu İstanbul’dan Edirne’ye hareket etti. Osmanlı ordusu 150.000 asker ve 300 toptan oluşuyordu. Edirne’de sefer yolculuğunun hangi istikamette yapılacağı kararlaştırıldı ve buradan Filibe’ye doğru ilerlendi. Ordu Filibe-Niş-Alacahisar istikametinden yürüyerek Sava Nehri’ne ulaştı. Şiddetli sel baskınları yüzünden köprüler yıkılmış olduğundan yeni köprüler yapıldı. Ayrıca büyük topların çamurlu arazide yürütülmesi çok fazla zaman alıyordu. Yolculuk esnasında disipline her zamanki gibi büyük önem veriliyordu. Askerler geçilen bölgelerdeki halkın malına ve canına kesinlikle dokunmuyor, başta İbrahim Paşa olmak üzere bütün komutanlar bu konuya çok önem veriyordu. İhtiyaçlar parayla satın alınıyordu. 15 Temmuz’da Havala ile Belgrad arasında ordugâh kuruldu. Büyük toplar Belgrad’da bırakıldı, çünkü orduyu çok fazla yavaşlatıyorlardı. Ordunun cephanesi ve erzakı gemilere yüklendi. Osmanlı ordusu Belgrad’dan Avusturya içlerine doğru ilerlerken, Tuna Nehri’ndeki gemiler ordu ağırlıklarını taşıyarak orduyu takip ediyordu.

9 Ağustos’ta Mohaç Ovası’na varıldı. Ertesi gün, Osmanlı çadırlarını donatan allı yeşilli bayraklar ovanın her tarafında dalgalanıyordu. Zapolya, yanındaki 6.500 süvariyle beraber ordugâha geldi. Burada Padişah’a saygılarını sundu ve kendisine verilecek her görevi başarıyla yerine getireceğini belirtti. Bu sırada Bosna Beylerbeyi Bali Bey, Macaristan Kraliyet Tacını (Krona) getiriyordu. Zapolya daha sonra ayrılarak, maiyetiyle beraber Peşte’ye döndü. 3 Eylül’de Osmanlı ordusu Budin surları önüne vardı. 6 günlük kuşatmanın ardından şehir teslim oldu. Şehir komutanı ve garnizondaki askerler antlaşma gereği serbestçe kaleden ayrıldılar. Ertesi gün, Osmanlı sancakları Budin surları üzerinde dalgalanıyordu. Sultan Süleyman, şehrin sarayında Zapolya’yı Macar Kralı ilan etti. Şehrin garnizonu için Elbasan Sancakbeyi Hüsrev Bey komutasında 1.000 kişilik yeniçeri birliği bırakıldı. 10 Eylül’de Tuna’nın karşısındaki Peşte ele geçirildi. Birkaç gün sonra Osmanlılar Budin’den çıkarak Viyana’ya doğru yürümeye başladılar. Asıl ordu Gran (Estergon) civarındayken, Semendire Sancakbeyi Mehmed Bey komutasındaki öncüler Viyana yakınlarındaki kasabaları ve kaleleri ele geçiriyorlardı. Bu yerler arasında Wiesengrad ve Altenburg gibi stratejik noktalar da vardı. Osmanlı asıl ordusundaki askerlerin bir kısmı ve topların bazıları, yeni ele geçirilen bölgelere savunma garnizonları olarak kaydırılıyordu. Aynı sıralarda Mihaloğlu komutasındaki 30.000 kişilik akıncı tümeni, Avusturya içlerine akınlar düzenliyordu. Eylül ayının son haftasında Ebreichsdorf, Mauerbach, Klein Mariazell ve Aştenen gibi şehirler fethedildi. 25 Eylül’de Osmanlı ordusu 120.000 asker ve 200 topla Viyana’ya ulaştı, ancak büyük topların çoğu getirilememişti.

Orta Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri olan Viyana, gelişimini büyük oranda coğrafi konumuna borçluydu. Doğu-batı ve kuzey-güney doğrultularındaki ticaret yollarının kavşağında kurulmuştu. Kuzeydoğu Alpleri’nin alçaldığı bölgede, Viyana Havzası’nın kuzeybatı bölgesinde bulunan şehrin güneyinden Tuna Nehri geçiyordu. Viyana’yı çepeçevre kuşatan istihkâmlar Kral Odakar zamanında yapılmış, bir süre sonra şehrin etrafında gelişen varoşların etrafına duvar örülerek surlar genişletilmişti. Tuna Nehri’nin sağ sahilindeki Stuben Kapısı’nın önüne siperler ve hendekler kazılmıştı. Karntnertor Kapısı ile Tuna Nehri arasındaki kısım, Laszlo Kulesi ve sur önündeki siperle korunuyordu. Saint Tibald ile Burgtor Kapısı arasındaki surların önündeki evler de Saint Ulrich kısmı gibi kulelerle korunuyordu. Schoten Kapısı ve surlar arasında birçok küçük kule yer alıyordu. Şehrin etrafını 6-7 metre yükseklikte ve 3 metre genişliğindeki surlar çeviriyordu. Surun iç duvarlarında, savunmacıların ateş etmesine imkân veren ahşap köprüler vardı. Bu köprülere dar merdivenlerle çıkılabiliyordu. Surların tamamı Piber Kulesi’nden Zaltes Kulesi’ne kadar içi su dolu bir hendekle çevrilmişti. Şehrin komutanı olan Nicholas Salem’in emrindeki 50.000 piyade ve 86 top, surlardaki gerekli yerlere dağıtılmıştı. Ayrıca 2.500 zırhlı süvari kapıların arkasında, olası huruç hareketleri için hazır bekliyordu. Şehrin güneyindeki Tuna tarafında da küçük bir savunma filosu tertiplenmişti.

Sultan Süleyman, kuşatmaya başlamadan önce Nicholas Salem’e şehri teslim etmesi halinde isteyen herkesin gitmesine izin verileceğini, kalanların canına dokunulmayacağını iletti. Ancak teklifi nazikçe reddedilince 26 Eylül’de kuşatma başladı. Padişahın çadırı, şehirden 1 km. uzağa kuruldu. Onun önünde renk renk sancaklarıyla yeniçeriler bulunuyor, onların önünde Anadolu Beylerbeyi’nin çadırları Schwechat’a kadar uzanıyordu. Simmering’den Laherberg’e kadar Vezir-i Âzam İbrahim Paşa’nın kuvvetleri ile levazımcılar dizilmişti. Bunların yanında Macarlar ve Gran Piskoposu yer alıyordu. Saint Marcus ile Wienerberg arasına 200 toptan oluşmuş bir hat yapıldı. Topçu hattının önüne hendek kazıldı. Wienerberg gerisinde Bali Bey, Klagbaum’dan Vidin’e kadar Hüsrev Bey, Burgtor Kapısı ile Saint Ulrich mevki arasında Rumeli Beylerbeyi, Döbling önünde Mehmed Bey, Heilengstad’da Mostar Beyi, Stuben Kapısı önünde Amasya Sancakbeyi yer alıyordu. 160 parçalık Osmanlı nehir donanması da Schwechat’tan Schlagburge’ye kadar Tuna Nehri boyunca uzanıyordu. Viyana’nın etrafı büyük çadırlar, arabalar ve bayraklarla mahşer yerine dönmüştü.

Osmanlılar gerekli tertibatı aldıktan sonra lağımlar açmaya başladılar. Azaplar, August Manastırı’ndan Stuben Kapısı’na kadar olan kısımdaki terk edilmiş varoşları ele geçirdi. Buradaki yapılar yıkılarak, enkazlarındaki taşlardan siperler yapıldı. Bazı siperlerin arkasına toplar yerleştirildi. Süleyman’ın savaş planına göre, önce top atışlarıyla surlarda gedik açılmaya çalışılacak, aynı zamanda açılan lağımlarla surların altından saldırılar yapılacaktı. Taarruzlar her seferinde 7.000 asker tarafından gerçekleştirilecekti. Böylece ordu sürekli taze kuvvetlerle beslenerek defalarca genel taarruz yapabilecekti. 27 Eylül’de Osmanlı gemileri, şehrin nehir tarafından irtibatını kesmek için Uzunköprü’ye doğru ilerleyerek yerlerini almaya başladı. Buradaki küçük düşman filosu nehrin aşağısına geri çekildi. Bu sırada Zaltes Kapısı’ndan çıkan 3.000 piyade ve 100 süvari Schlagburge’den geçip adaya doğru çıktı. Buradaki Osmanlı leventleriyle kısa bir süre çarpıştılar ve onları gemilere doğru sürdüler. Osmanlı leventleri buna karşılık olarak şehrin güneyiyle karşı kıyı arasındaki köprüleri yıktı. Böylece Viyana’nın Tuna Nehri ile bağlantısı kesilmiş oluyordu.

28 Eylül’de savunmacılar, Burgtor Kapısı ile Karntnertor Kapısı’ndan çıkarak 2.500 kişiyle huruç yaparak bu kısımdaki Osmanlılar üzerine saldırdılar. Kısa süren çarpışmada iki taraf da kayıplar verdi ve savunmacılar şehre döndü. Öğleden sonra Zaltes Kapısı’ndan çıkan 5.000 kişilik bir birlik karşısındaki azaplara saldırdı. Bu çarpışmada büyük kayıplar veren azaplar geri çekildi. 29 Eylül’de Simmering ile Laherberg arasındaki İspanyol tümeni huruç ederek Vezir-i Âzam İbrahim Paşa’nın bulunduğu hatta saldırdı. Osmanlılar ilk anda geri çekildilerse de, İbrahim Paşa’nın çağrısıyla bir araya toplanarak İspanyollara saldırdılar. İspanyolların komutanı Antonio Conzarino öldürülünce askerleri şehre kaçmaya başladı. Bu sırada onları takip eden azaplardan çoğu surlardaki savunmacıların ateşleriyle karşılaşınca geri çekildi. Bir haftadır devam eden sağanak yağmurlara şiddetli bir soğuk eklenmişti. Osmanlılar soğuklar başlamadan şehri almak için hücumlarda bulunuyor ve ağır kayıplar veriyordu. Şehirdeki askerlerin durumu, surların tepesindeki mevkilerinden dolayı avantajlıydı ancak şehirde erzak sıkıntısı başlamıştı. Evlerde un, et, yağ, şarap, erzak her ne varsa savunmacı askerler için ayrıldı. 30 Eylül’de öyle şiddetli bir fırtına oldu ki bazı savunmacılar surların üstünden uçtu. Sabah erken saatlerde kuzeydeki Schlagburge civarında bulunan Ulufecibaşı Pervane Bey, emrindeki askerlerle karşısındaki savunma mevkilerine saldırdı. Bir kısım mevkileri ele geçirdi. Aynı zamanda atılan toplarla Schlagburge ile Zaltes Kulesi arasındaki surlar dövülmeye başlandı.

1 Ekim’de savunmacılar Osmanlı lağımlarından birini, açtıkları karşı lağımla patlattılar. Birçok azap şehit oldu. Bu olaydan sonra Avusturyalılar, Osmanlıların şehre girme planlarının asıl bölümünün lağımlar açmak olduğunu anladı ve buna göre tedbirler alındı. Belli başlı noktalara içi su dolu kovalar yerleştirildi. Kovanın içindeki su sarsılmaya başladığında müdahale edeceklerdi. 2 Ekim’de Osmanlılar lağım kazarken, Stuben Kapısı’ndan 6.000 kişi huruç ederek Semendire Sancakbeyi Mehmed Bey üzerine saldırdılar. Ancak Osmanlılar bu tip saldırılara karşı hazırlıklıydı. Kısa bir çarpışmadan sonra dağılan Avusturyalılar şehre kaçmaya başladı. O sırada Karntnertor Kulesi’nden yapılan top atışlarıyla, bu kısımdaki kuşatma siperleri imha edildi. 3 Ekim’de Osmanlılar, bir taraftan lağım açmaya devam ediyor, diğer taraftan surlarda gedik açmak için top atışları yapıyordu. Öğleden sonra yeniçeriler Karntnertor Kapısı önündeki Schlagburge’ye taarruz etti. Bu bölgede göğüs göğse çok kanlı çatışmalar yaşandı. En sonunda yeniçeriler bu kısımdaki her şeyi yakarak düşmanı kaçırdı ancak Subaşı Kasım Bey şehit oldu. 4 Ekim’de Osmanlılar, Karntnertor tarafına aralıksız topçu atışı yaptı. Bu kulede büyük hasarlar meydana geldi. Aynı anda bu kesimdeki yeniçeriler taarruza geçerek hendekleri aşmaya başladılar. Kale mazgallarına sancaklarını dikeceklerken, savunmacıların huruç yapmaya başladığını görüp geri çekildiler. 5 Ekim karşılıklı topçu ateşleri ve lağım savaşlarıyla geçti.

6 Ekim’de sabaha karşı, Alman ve Bohemyalı 8.000 seçkin asker huruç için hazırlanmaya başladı. Birlikler ortalık ağarmadan Zaltes Kapısı’na geldi. Amaçları hendeklerdeki lağımcıları ve onların gerisindeki topçuları imha ederek Osmanlıları geri çekilmeye zorlamaktı. Sessizce dışarı çıkarak, hızlı bir şekilde savaş düzeni almaya başladılar. Bu kesimdeki yeniçeri subayları tehlikeyi fark ederek, hemen hendeklerdeki lağımcıları topçuların yanına çektiler. Daha sonra olanca kuvvetleriyle düşmana öyle şiddetli taarruz ettiler ki, Alman ve Bohemyalı askerler neye uğradıklarını şaşırdılar. Bir kısmı hendeklerde boğuldu, diğerleri yeniçerilerin kılıçları altında can verdi. Komutanları Yüzbaşı Wolef kaçarken öldürüldü. Şehre kaçan askerleri takip eden yeniçeriler kapılar kapatılmış olduğundan şehre giremediler ancak siperlerini surlara biraz daha yaklaştırdılar. 7 Ekim’de Osmanlılar, Saint Clara civarındaki surun altında, büyük bir gürültüyle lağım patlattılar. Ancak savunmacıların yoğun ateşleri yüzünden ileri gidilemedi. Bu sırada şehirde Ferdinand’ın büyük bir orduyla Viyana’ya hareket ettiği söylentileri başladı. Bu durum savunmacılar üzerinde büyük bir dayanma gücü yaratmıştı. 8 Ekim’de her tarafta küçük çarpışmalar yaşandı, ancak iki taraf da bir sonuç elde edemedi.

9 Ekim’de Osmanlı topçusu şehre doğru yoğun bir atış bombardımanı başlattı. Karntnertor Kapısı ile Saint Clara Manastırı arasındaki surların altında iki lağım birden arka arkaya patlatıldı. Azaplar açılan gedikten hızla ileri doğru atıldılar. Bu kısımda büyük bir çarpışma başladı. Azaplar ufak gedikten içeriye girmeye çalıştıkça, gediğin ağzında bekleyen savunmacıların ateşleriyle karşı karşıya kalıyorlardı. Ateşten kurtulanlar savaş naraları atarak şövalyelerin üzerine saldırıyordu. Bu savaş üç saat boyunca devam etti. Sonunda iki taraf da büyük kayıplar verdi ve Osmanlılar geri çekildi. 10 Ekim’de Osmanlılar surlarda askerlerin rahatça geçebileceği büyüklükte gedikler açmak için yeni bir bombardımana başladı. Bu arada lağım savaşları sürmekteydi. 11 Ekim sabahı büyük bir patlama oldu. Osmanlı toplarından biri Karntnertor Kulesi’nin damını havaya uçurmuş, bu kısımdaki savunmacılar patlamanın etkisiyle dört bir yana dağılmıştı. Aynı anda başka bir gürültü daha duyuldu. Osmanlı lağımcıları Karntnertor Kapısı altındaki lağımları patlatmıştı. Bu gürültü ve dumanların altında yeniçeriler taarruza geçti. Bu hücumu Süleyman bizzat kendisi yönetiyordu. Padişah’ın, askerlerin başında savaştığını gören kuvvetler büyük bir şevk ve heyecanla savaşmaya başladı. Bu hücum saatlerce devam etti fakat gediklerin yeteri kadar büyük olmaması nedeniyle yine sonuç alınamadı. Bu saldırılarda Osmanlılar 1.000 kadar şehit verirken düşmanın kaybı sadece 130 kişiydi. Ancak bu kararlı hücumdan sonra savunmacılar iyice endişelenmeye başlamıştı. 12 Ekim’de Osmanlılar genel taarruz yapmaya karar verdi. Geceleyin surların çeşitli noktalarına gizlice lağımlar açtılar. Şafakla beraber Karntnertor Kapısı ile Stuben Kapısı arasındaki lağımları patlatarak, yeteri kadar büyük bir gedik açmayı başardılar. Yeniçeriler bu gedikten girerek, gediğin arkasında bekleyen İspanyol askerleriyle çarpışmaya başladı. Kanlı bir çarpışmanın ardından, şehrin sokaklarından gelen şövalyelerin de desteğiyle, savunmacılar yeniçerileri geri püskürtmeyi başardı.

Kış mevsimine girilmesiyle şiddetli soğuklar başlamıştı. Açıktaki çadırlarda kalan Osmanlı askerleri soğuktan etkileniyorlardı. Ayrıca erzak azalıyordu. Yeniçeriler homurdanmaya başlamıştı. Padişah, vezirleri ve komutanları toplayarak hepsinin görüşünü aldı ve son bir genel taarruz yapmaya karar verdi. Eğer başarısız olurlarsa geri çekilecek, ileriki bir tarihte tekrar geleceklerdi. 13 Ekim günü sabahtan akşama kadar surların gedik açılan kısımlarına doğru ağır bir topçu bombardımanı yapıldı. 14 Ekim sabahı Osmanlı komutanları, kendi birliklerinin önünde dolaşarak askerlere yiğitliklerini coşturacak sözler söylemeye başladılar. Lağımcılar, Karntnertor Kapısı civarında açılan gediği genişletmek için iki lağım patlattı. Bu sırada Nicholas Salem, bir taş parçasıyla kafasından yaralanarak şehrin içlerine doğru götürüldü. Öğleden sonra Osmanlılar genel taarruza geçti. Askerlerin bir kısmı merdivenlerle surlara çıkmaya çalışıyor, bir kısmı açılan gedikten içeri girmeye çabalıyordu. Savaş akşama kadar sürdü, iki taraf da büyük kayıplar verdi. Ancak Osmanlılar birkaç nokta hariç pek fazla ilerleyememişti.

Sultan Süleyman, Viyana’ya verilen zararın yettiğine ve Ferdinand’ın gururun kırılmış olduğuna karar vererek orduya geri çekilme emri verdi. Osmanlılar bu kuşatmada 24.000, Kutsal Roma İmparatorluğu ise 20.000 kayıp vermişti. Vezir-i Âzam İbrahim Paşa, emrindeki kuvvetlerle Wienerberg bölgesinde mevzilenerek, asıl ordunun geri çekilişini garantiye aldı. Osmanlı ordusu geri dönüş yolundayken yağmur şiddetini arttırdı. Yollar geçilemez hale geldi. Nehirler taştı, etraf bataklığa döndü. Toplar ve arabalar yolculuğu yavaşlatıyor, atlarla develer çamurda zor yürüyordu. Aralıksız yağan karla birlikte Macaristan ovaları bembeyaz bir hal aldı. Altenburg şehrinde toplarla ağırlıklar gemilere yüklendi ve ordu yürüyüşüne devam etti. Osmanlılar 25 Ekim’de Budin’e vardı. Süleyman burada Zapolya tarafından hürmetle karşılandı. Şehirde kısa bir süre dinlenen Padişah, ordusuyla birlikte Budin’den ayrılıp Tuna’yı aşarak Petervaradin’e, oradan Belgrad’a ulaştı. 16 Kasım’da İstanbul’a döndü.

Osmanlı ordusu geri çekilirken, 12.000 akıncı Padişah’ın emriyle Viyana civarındaki, Fischmend, Schwechat, Ebreichsdorf, Simmering, Ottakring, Döbling ve Baden şehirlerini yakıp yıktı. Daha sonra akıncılardan en seçkin 6.000 tanesi Melk sınırını, oradan Innsbruck güneyindeki vadiden aşağıya inerek daha güneydeki şehirleri yağmaladılar. Avusturyalılar o tarihten sonra Innsbruck güneyindeki ovaya “Branerfeld” yani “Akıncı Ovası” demişlerdir. Osmanlılar, Viyana’yı ele geçirememelerine rağmen Avrupa’yı titretmişti. Kutsal Roma İmparatorluğu, kısa sürede 100.000 kişiyi aşan ordular meydana getiren bu milletin gücünü idrak etmeye başlayacaktı. Aynı yıl İspanya, Milano’yu ele geçirdi ve kısa süre sonra Papalık ile barış yaptı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s