Bağdad’ın Fethi 1534

Yayınlandı: 28/06/2011 / Tarih

Sultan Süleyman, 1532′de İran’a sefer açtı. Serasker olarak Vezir-i Âzam İbrahim Paşa atandı. İmparatorluğun mali işlerinde büyük deha sahibi, İbrahim Paşa’nın uzun zamandır kendisine rakip olarak gördüğü İskender Çelebi, Serasker yardımcısı olarak seçildi. Ayrıca kendisine ordu hazinesini koruma görevi verildi. Osmanlı ordusu ertesi yılın ilkbaharında, ordugâh olarak seçilen Konya’da toplanmaya başladı. İskender Çelebi namuslu bir adam olarak bilinmesine rağmen, serveti dikkat çekiyordu. Bir gece, hazinelerin taşındığı arabaların civarından “Hırsız var!” sesleri yükseldi. İbrahim Paşa hemen olay yerine koşarak, hazineyi korumakla görevli 30 kişiyi tutuklattı. Sorguya çekilen muhafızlar, İskender Çelebi adına altın çaldıklarını itiraf ettiler. İbrahim Paşa, Padişah’ın İskender Çelebi’yi bizzat atamasından dolayı daha fazla ileri gitmedi. Ancak İskender Çelebi gözden düşmeye başlamıştı. Konya’dan hareket eden ordu, hızlı bir yürüyüşle İran sınırını geçti. Safevi hükümdarı Tahmasp, Osmanlı ordusundan çekinerek başkentini terk etmişti. 13 Temmuz 1534’de Osmanlı ordusu Tebriz’e girdi. İbrahim Paşa, Padişah’a seferin başarıyla gerçekleştirildiğine dair mektup yolladı. Bu mektubu alan Padişah, yanındaki yeniçeri ve kapıkulu süvarileriyle birlikte İstanbul’dan hareket ederek, iki ay sonra Tebriz’e ulaştı. Burada galip bir hükümdar gibi değil, şehrin koruyucusu olarak karşılandı. Aynı tarihlerde Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması, 18’i kadırga olmak üzere 84 gemiyle İtalya sahillerindeki kasabaları ele geçiriyordu.

Tebriz’de birleşen iki ordu, Tahmasp’ın hareketsizliğinden cesaret alarak Hemedan’a doğru ilerlemeye başladı. Ancak mevsim ilerlemiş, Hemedan’a giden yol çamurlarla kaplanmıştı. Birçok yük hayvanı telef oldu. Çamura saplanan bazı toplar kaldıkları yerde bırakıldı. İbrahim Paşa yol boyunca Süleyman’a, ulaştırma işlerinden sorumlu İskender Çelebi’nin kusurlarından bahsetti. Sonunda İskender Çelebi görevinden azledildi, serveti devlet hazinesine nakledildi. Ancak bu uygulama yolların bozukluğunu tamir etmemişti. Osmanlı ordusu, yön değiştirerek aşağı döndü ve Irak’a doğru ilerlemeye başladı. Yolda vefat eden Nişancı Seydi Bey’in naşı, Şah Kulesi’ne gömüldü. Her türlü güçlüğe rağmen yoluna devam eden ordu, yıl sonuna doğru Bağdad civarına yaklaştı.

Peygamberin ruhani tahtına oturan halifelerin şehri Bağdad, Dicle kıyılarındaki eski Babil harabelerinin üstüne kurulmuştu. Kavurucu güneşin altında iki nehrin sularıyla verimlenen toprakları, şehre “Cennet Bahçesi” anlamına gelen Bağdad adını kazandırmıştı. Şehrin etrafında hurma, limon, incir, kavun, nar, üzüm, elma, kayısı ve şeftali dolu bahçeler vardı. Arka taraftaki nehre doğru pirinç ve şekerkamışı tarlaları uzanıyordu. Hindistan, Arabistan, İran, Suriye ve Mısır’dan gelen kervanların uğrak yeriydi. Bu kervanlar şehre, kıymetli taşlar, filler, atlar, ipek, pamuk ve yün kumaşlar taşırdı. Bağdad’ın her yerinde İslamiyet’in ileri gelenlerinin türbeleri bulunuyordu. Harun el Reşid’in karısı Zübeyde’ye ait türbe, aşk ile matemin birleşmesini gösteren nadir eserlerden biridir. Medreseler, şehre bütün Doğu’nun âlimlerini, şairlerini ve sanatçılarını çekerdi. Efsaneler şehri büsbütün sihirli yapıyordu. Sultan Süleyman için batıda Belgrad ne ise, doğuda Bağdad oydu.

Osmanlılar 28 Kasım 1534 tarihinde hiçbir direnişe uğramadan Bağdad’a girdi. Garnizon komutanı emrindeki birliklerle kaçmış olduğundan şehrin anahtarları Bağdad’ın ileri gelenleri tarafından İbrahim Paşa’ya teslim edildi. Serasker gerekli düzeni aldıktan sonra Sultan Süleyman’a şehrin anahtarlarını verdi. Padişah, bütün ülkelerin hükümdarlarına Bağdad’dan zafernameler yolladı. O günlerde İbrahim Paşa Padişah’a danışmadan, gözden düşmüş İskender Çelebi’yi öldürttü. İbrahim Paşa, vezir-i âzam olduktan sonra yaptığı icraatlarla ordunun ve halkın sevgisi kazanmış, Süleyman’ın gözbebeği olmuştu. Ancak artan gücüyle beraber kendisini adeta Osmanlı hükümdarı gibi görmeye başlamış, bazı zamanlarda yabancı ülkelerin elçileriyle görüşürken adının başına neredeyse “Sultan” unvanını koyar olmuştu. Süleyman’ın bütün olan bitenden haberi vardı. Bir zamanlar arkadaşı gibi gördüğü adam yavaş yavaş kudretinin esiri haline gelmişti. İskender Çelebi’nin idamıyla birlikte Süleyman’ın içinde İbrahim’e karşı bir şeyler koptu. Süleyman yakın zamanda zor bir karar vermesi gerektiğini anlamıştı. Ancak şimdi asıl görevine odaklanmalıydı. Bağdad’da birkaç ay kalan Padişah, bölgenin kadastro işlemlerini düzenleyerek diğer şehirlerde uygulanan tımar ve zeamet usullerini burada da hayata geçirdi. Süleyman daha sonra şehrin anıtlarını ve türbelerini gezdi. Ebu Hanife’nin naşının bulunduğu yere türbe inşa edildi. Sultan Süleyman buradan Kerbela ve Necef’e gitti. Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin’in türbelerini ziyaret etti. Nisan 1535’de Osmanlı ordusu Bağdad’dan çıkarak Tebriz’e doğru hareket etti. Burada bir süre idari işleri düzenleyen Padişah, yaz mevsiminin başlamasıyla İstanbul’a geri döndü.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s