19. yüzyılda Osmanlı

Yayınlandı: 01/07/2011 / Tarih

Kurulduğu 1299 yılından itibaren pek çok alanda büyük başarılara ve tarihin akışını değiştiren zaferlere sahip olan Osmanlı İmparatorluğu, 17. yüzyılın sonundan itibaren eski gücünü kaybetmeye başladı. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonraki yıllarda idari, askeri ve mali alanda bozulmalar başlamıştı. Uzun süren savaşlar savaş masraflarını arttırdı. Yeniçeri ocaklarındaki asker sayısı arttırıldı. Devşirme sistemi ordunun asker ihtiyacını karşılayamadı. Bunun üzerine ocaklara gelişi güzel asker alımları başladı. Askerlikle ilgisi olmayanların ocaklara alınması ile hem ocakların düzeni ve disiplini bozuldu hem de bu durum savaşların yenilgiyle sonuçlanmaya başlamasına sebep oldu. Böylece savaşlarda elde edilen ganimetler azaldı. Buna bağlı olarak iç ve dış hazinedeki para miktarı azalmaya başladı. Bu durum karşısında yeniçeri ve sipahilerin maaşları zamanında ödenemedi. Ayarı bozuk paralarla yapılan ödemeler iktisadi sorunlar yarattı. Bu olaylar İstanbul’da Yeniçeri ayaklanmalarının başlamasına sebep oldu. Yeniçeriler her seferinde isteklerini padişaha zorla kabul ettirdiler. Bu da devletin idari ve mali bakımdan sarsılmasına ve yeniçerilerin şımarmasına yol açtı. Bu ayaklanmalar sırasında birçok değerli devlet adamı öldürüldü veya görevinden alındı. Bunlardan boşalan makamlara işinin ehli olmayan kişiler getirildi. Devlet işleri iyi yönetilemedi. Bu durum Osmanlıların her zaman övündükleri güçlü merkezi yönetim sisteminin bozulmasına yol açtı.

Osmanlı Devleti nihayet 19. yüzyılın başında her alanda Batı’dan geri kaldığını anladı. Batı’nın bilim ve tekniğinden yararlanma yoluna gidildi. Osmanlı Devleti’nin yenileşme çabaları muhtemelen meyvesini verecek, asırlar süren geri kalmışlık biraz olsun hafifleyecekti. II. Mahmud, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmış, yerine modern bir ordu kurmuştu. Ordunun subay ihtiyacını karşılamak için Harp Okulu ve Askeri Tıp Okulu açıldı. Devlet teşkilatı yeniden düzenlenmiş, Nazırlıklar oluşturulmuştu. Sadrazamda toplanan yetkiler, Nazırlıklar arasında taksim edildi. Devlet işlerinin görüşülmesi için yeni meclisler açıldı. Doğu Akdeniz’de Mısır Valisi Kavalalı Ahmet Paşa gittikçe güçleniyordu. Uluslararası antlaşmalarla bir dereceye kadar Rus tehlikesinden kurtulan İmparatorluk yeni atılımlar yapabilirdi.

İsyanlar

Batılı devletler, Türkler için olumlu sayılacak bütün bu gelişmelerin farkındaydılar. Önce Mora ve Girit adasında yaşayan Rumlar isyana teşvik edildiler. O yıllarda Girit nüfusunun %70’i Müslümandı. (1760 yılı itibariyle nüfusu 260.000 olan Girit’te 200.000 Müslüman ve 60.000 Ortadoks Hıristiyan yaşıyordu) Mora’daki isyandan cesaret alan Girit’te üçlü ittifakın kışkırtmasıyla 1821 yılında başlayan isyan 4 yıl sürdü. 1825 yılında Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki 60 gemi ve 16.000 askerden oluşan donanması ile Girit’e çıktı ve isyanı bastırdı. Daha sonra aynı ordu ile Mora isyanını da bastırması Avrupa’da büyük üzüntü yaratmıştı.

Bölgede zayıf bir Yunan devletinin kurulması İngiltere ve Rusya’nın çıkarlarına daha uygundu. 1827 yılında Rusya ve İngiltere-Fransa arasında imzalanan ikili anlaşmayla, Yunanistan’ın Osmanlı Devleti himayesinde, özerk bir devlet olarak tanınması ve Osmanlı Devleti’ne vergi vermesi kararlaştırıldı. Osmanlı Devleti bunun kendi iç meselesi olduğunu ve Batılı Devletlerin bu işten uzak durmasını istedi. Bunun üzerine üçlü ittifaka ait donanma Navarin’deki Osmanlı Donanmasını yaktı. II. Mahmud’un tazminat istemesi üzerine Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.

Osmanlı Devleti’nin yeni kurulan ordusu henüz teşkilatını tamamlayamamıştı bu yüzden Ruslar karşısında etkisiz kaldı. Eflak ve Boğdan’ı işgal eden Rusya, batıda Edirne doğuda ise Erzurum’a kadar ilerledi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. 1827’deki Edirne Anlaşmasıyla, Yunanistan’a bağımsızlık verildi. Eflak, Boğdan ve Sırbistan yeni imtiyazlar aldılar. Rus ticaret gemilerine boğazdan geçiş hakkı tanındı. Ruslar işgal ettikleri yerlerden çekildi ve Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödedi. 1843 yılında çıkarılan bir kanunla askerlik süresi 5 yıl olarak belirlendi. Subayların askerlik dışı görev almaları yasaklandı.

1866 yazında Girit’te yeniden isyan çıktı. Giritli Ortadokslar 16 Ağustos 1866 gecesi Selino kazasındaki bütün Müslümanları katlettiler. Bu katliam karşısında Avrupa’dan hiçbir ses çıkmadı. Adada toplanan Ortadoks Hıristiyanlar Meclisi, Eylül 1866’da Girit’in Yunanistan’a ilhak edildiğini ilan etti. Ortadoks çetecilerin lideri Mihail, adadan topladığı 12.000 kişilik kuvvet ile Girit’teki Türkleri katletmeye başladı. Köyleri yakıp yıktı. Bu katliam karşısında 60.000 Türk Anadolu’ya göç etti. 50.000 Türk Kandiye kalesine sığındı. Türk katliamının artması üzerine Osmanlı 40.000 asker ile adayı abluka altına aldı. Alına sert tedbirler karşısında 1866 yılı içinde isyan bastırıldı ancak katliam ortamında pek çok Türk adayı terk etmiş ve 2 ay içinde adanın demografik yapısı Rumlardan yana değişmişti. Batılı devletlerin baskısı karşısında Osmanlı Devleti 1867’de Girit’e özerklik verdi. Halktan vergi toplanmayacak, Müslüman ve Hıristiyanların eşit oranda katılacağı yerel idareler kurulacaktı. 1869 yılındaki Paris Konferansıyla adayla ilgili yeni kararlar alındı. Buna göre Girit’e verilen özerkliğin sınırları genişletildi. Özerk yönetimin başına bir Rum geçecek, Girit meclisi 80 Rum ve 30 Türk üyeden oluşacak, Türkçe’nin yanı sıra Rumca resmi dil olacaktı. Ayrıca cinayet işleyen isyancılar af edilecek ve adanın gelirleri ikiye bölünecekti.

Osmanlı – Rus Savaşı: 93 Harbi

1875 yılında Ruslar tarafından kışkırtılan Bosna-Hersek eyaletleri Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandılar. 1876 ilkbaharında Bulgarlarda isyana katıldı. Sırbistan ve Karadağ prenslikleri bağlı bulundukları Osmanlı Devleti’ne karşı savaş ilan ettiler. Her şeye rağmen Osmanlı Devleti kendisini şiddetle müdafaa ediyor, İstanbul’a oldukça yakın olan Bulgar isyanının önünü almaya çalışıyordu. Osmanlı kuvvetleri Sırp ordusunu Deligrat ve Aleksinaç bölgelerinde yendi. İngiltere’nin aracılığıyla Osmanlı Devleti, kendine bağlı bir eyalet olan Sırbistan’la Eylül 1877’de anlaşma imzalamak zorunda kaldı. II. Abdulhamit zamanında ‘Kanun-i Esasiye’yi, ilk anayasayı ilan eden Osmanlı Devleti topraklarındaki bütün dinleri serbest bıraktığını açıkladı. Osmanlı topraklarında yaşayan herkes Osmanlı vatandaşı kabul edildi. Meclis-i Mebusan açıldı.

Buna rağmen Rusya isyan eden eyaletlere özerklik verilmesini istiyordu. Babıali bu ağır şartları reddedince Rusya Osmanlı Devletine karşı savaş ilan ederek Kafkasya ve Rumeli’de birer gün arayla taarruza geçti. Aynı günlerde Rus Çarı gizli bir anlaşma ile Romanya’yı kendine bağlamıştı.

Osmanlı Ordusu biri Avrupa’daki Tuna ordusu ve diğeri de Kafkasya ordusu olmak üzere iki ordudan oluşuyordu. Tuna ordusu 12.000 süvari ile 360 parça topu ve üç gruba ayrılmış olan 185.000 askeri vardı. Kara ordusundan ayrı olarak Karadeniz’de Ruslardan daha üstün bir donanması vardı. Ancak savaşlar genellikle kara savaşı olarak gerçekleştiğinden donanmadan yararlanılamadı. Rusların ise Avrupa’da 1000 parça sahra topuyla 325.000 askeri vardı.

Yeterince dikkate alınmayan arazi engelleri ve Tunca vadisinde Osmanlı askerlerinin sık sık ateş açması Rus yürüyüş kollarının hızını azaltmıştı. Cesur bir asker olan Hulusi Paşa 5 Temmuz’da Kızanlık önünde Rusları durdurmayı başardı. Ancak ordunun erzakı kalmadığını düşünen Hulusi Paşa, 6 Temmuz’da siperleri boşalttırdı. Ruslar Osmanlı askerinin müsahaması sayesinde zor kurtuldu.

Batıda bulunan Rus sağ kanadı Niğbolu’nun güneyinden saldırıya geçti. Osmanlı askerinin kahramanca direnmesine rağmen şiddetle taarruzu sürdüren Ruslar başarılı oldu ancak üç Osmanlı taburu Rus süvarilerin arasından sıyrılıp Plevne’ye çekilmeyi başardı. Niğbolu’ya hakim olan Ruslar Plevne’ye ilerledi. Osman Paşa, Plevne’de 58 parça top ve 15.000 asker ile savunmaya geçerek, bütün kuvvetini Vid nehrinin sağ sahilindeki sırtların savunması için görevlendirdi. 8 Temmuz’da 70 parça top ve 12.000 asker ile Rus ordusu iki koldan Plevne’ye taarruz etti. Bu taarruzlarda Ruslardan 3.000 asker öldü ve geri kalanlar dağınık bir şekilde Osima nehrine doğru geri çekildiler. Osmanlı kaybı ise 1.000 askerdi. Rus Başkomutanı kuvvetlerine takviye yaptı. Süvariyle desteklenen Rus kolunun gücü 170 parça top ve 30.000 askere ulaştı.

18 Temmuz’da Ruslar tekrar taarruza geçtiler. Rus topçusu sayıca üstünse de Osmanlı toplarının daha uzun menzilli olması karşısında etkisiz kaldılar. 19 Temmuz sabahında Rus birlikleri düzensiz bir şekilde geri çekilmeye başladı. Ruslar savaş alanında 7.300 asker bırakmış, Osmanlılar ise 2.000 şehit ve yaralı vermişlerdi. Osmanlı askerleri son ihtiyat güçlerini kullanmış olması ve yeteri kadar süvarisi olmadığından geri çekilen Rusları takip edemedi.

Ağustos ortalarında Plevne önünde bekleyen Rus kuvvetlerinin sayısı 450 top ve 100.000 askere ulaşmıştı. Osmanlı kuvvetleri ise değişik eyaletlerdeki isyanlarla ve birden fazla cephede savaştığından asker sayısı 40.000’i geçmiyordu. Mevsimin ilerlemesi üzerine Ruslar son bir gayretle taarruz hazırlığına başladı. Bunu anlayan Osman Paşa 19 Ağustos’ta bir yarma harekatı yaptıysa da aşırı derecede zaiyat verilmesi yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı. Ruslar topçu ateşlerini aralıksız sürdürdü. Osmanlılar savaş malzemesini idareli kullanıyor ve bu ateşlerin ancak onda biri kadar karşılık veriyordu. Romanya kuvvetleriyle birlikte Ruslar 31 Ağustos’ta genel taarruza geçti. Merkezden taarruz eden Rus kuvvetinin tamamı geri atıldı. Bunu fırsat bilen Osmanlı kuvvetleri Kayrişin tepesine yerleşti. Yerleştikleri siperle de olağanüstü bir direniş gösteren Osmanlı askerleri yorgun düşmüş ve cephaneleri de yetersiz olduğundan geri çekilen Ruslar yine takip edilememişti. Bu savaş Romanya ve Rus kuvvetleri için büyük hezimetti. 22.000 askerleri ölmüş, buna karşılık Osmanlı ordusu 4.000 civarında şehit ve yaralı vermişti.

Osmanlı Ordusunu savaşarak mağlup etmenin çok zor olduğunu gören Rus Genel Kurmayı, yeni bir planla Plevne’yi kuşatacak ve aç kalan Osmanlı ordusunun teslim olmasını bekleyecekti. İhtiyatta bulunan bütün Rus ve Romen kuvvetleri Plevne’ye çağrıldılar. Osman Paşa 27 Kasım’da Vidin yolu üzerinden şiddetli bir yarma harekatıyla kuşatmayı kırmak istedi. Sabaha doğru ordusunun kalan sağlam askerleriyle birlikte Rusların üzerine atıldı. İlk hücumda kuşatma saflarını yardığı halde yaralıları ve ordu ağırlıklarını beklemek zorunda kaldığından teslim olmak zorunda kaldı. Plevne’yi ele geçiren Ruslar İstanbul’a doğru taarruzlarına devam ettiler.

Savaşın bir diğer cephesi olan Kafkasya’da Rus kuvvetleri 40.000’i süvari olmak üzere 400 parça sahra topu ve 90.000 askerden oluşuyordu. Karşılarında 150 parça topu ve 70.000 askeri ile Osmanlıların Kafkasya grubu yer alıyordu. Ancak kalelere muhafız asker ayırmak zorunda olması yüzünden Rusları karşılayacak olan Osmanlı kuvvetlerinin sayısı hiçbir zaman 40.000’i geçmemişti.

Ardahan kalesinin düşmesinden sonra Ruslar 23 Mayıs’ta kuşatılmış olan Kars kalesine hareket ettiler. Orada kuşatma için yeterli asker bırakıldıktan sonra Erzurum’a doğru ilerlediler. Sol kanattaki Rus grubu 18 Nisan’da bir baskınla Beyazıt’ı ele geçirdi. Buradan ileri yürüyüşe devam eden Rus kuvvetleri Mehmed Paşa’nın idaresindeki zayıf bir Osmanlı kolunu ileri atmış, sol yanından taarruza geçen Kürt çeteleriyle gece gündüz savaşarak Deli Baba üzerinden Erzurum’a ilerlemeye devam etmişti. Deli Baba mevkiinde 10 Haziran’da 30.000 kişilik Muhtar Paşa komutasındaki Osmanlı İhtiyat Kolordusu bölgeye yetişti ve Rusları bozguna uğrattı. Aynı zamanda Zivin’de Rus Başkomutanı inatla Osmanlıların hazırlanmış mevzilerine cepheden taarruz etmeye başladı. İsmail Paşa bütün kuvvetiyle dayanıyordu. Bu sırada Muhtar Paşa, Deli Baba’da galip gelen kuvvetlerle yetişmiş, neye uğradığını şaşıran Rus kuvvetleri dağınık bir şekilde geri çekilmeye başladı. Aynı gün Ardahan’dan hareket etmiş bir Rus kolu da Oltu önlerinde hezimete uğradı. Muhtar Paşa, geri çekilen Rus kuvvetlerini takip ederek Kars kuşatmasını kırdı ve Rus kolunu Rus sınırına kadar geri attı. Diğer bir Rus kolu da İsmail Paşa ve Kürt kuvvetleri tarafından Iğdır’da kuşatılmıştı.

Ağustos ayında Ruslar büyük miktarda yardım aldıkları halde Muhtar Paşa’nın kuvveti Rumeli için ayrılan birlikler yüzünden zayıflamıştı. Eylül sonunda Rus kuvvetleri tekrar ilerlemeye ve bütün cephe boyunca küçük çaplı çarpışmalar yapmaya başladı. Sayılarının azlığına rağmen Osmanlı askerleri şiddetle dayanıyordu. Bir Rus kolu 18.000 kişilik bir kuvvetle daire çizerek Osmanlı kuvvetlerini kuşatmaya başladı. Tamamen kuşatılan Osmanlı kuvvetlerinin ordu ağrırlıklarının bulunduğu sağ kolu teslim oldu. Diğer gruplar kuşatmayı yararak Kars’a çekilmeyi başardı. Ay sonuna doğru çok yorgun düşen ve sayısı 15.000’e düşen Osmanlı kuvvetleri 60.000 kişilik Rus kuvvetleri karşısında bir defa daha yenildiler ve Erzurum’a çekildiler. Artık Erzurum kaleden ve kaledeki tabyalardan savunulacaktı.

Bu sırada Rusların Rumeli’deki kuvvetleri 200.000 kişinin üzerindeydi. Bunu fırsat bilen Sırbistan, Osmanlı Devletine savaş ilan etti ve Rusların yanında büyük bir orduyu Sofya üzerine gönderdi. Ruslar Şıpka geçidini kuşattı ve geçitte bulunan 20.000 Osmanlı Askeri esir edildikten sonra Tunca vadisine indi. Hiçbir engelle karşılaşmayan Rus, Romen ve Sırp kuvvetleri Edirne’ye girdi. Bu sırada Osmanlı Ordusu elinde kalan zayıf kuvvetleri İstanbul’u savunmaları için Çatalca’ya yerleştiriyordu. Rus ilerlemesi yüzünden çıkarları çakışan ve tedirgin olan İngiltere ve Avusturya-Macaristan Devletlerinin zorlamasıyla Ruslarla Osmanlılar arasında Mart 1878’de Ayastefanos anlaşması imzalandı.

Buna göre Osmanlı Devleti’ne bağlı bulunan Romanya, Sırbistan ve Karadağ’ın tam bağımsızlığı, Bulgaristan’ın Osmanlı Devletine bağlı bir özerk eyalet olması, Kars, Oltu ve Batum’un Ruslara verilmesi, Bosna-Hersek eyaletinin Avusturya-Macaristan tarafından işgal altına alınması ve barışa yaptığı hizmetler karşılığı Kıbrıs’ın İngiltere’ye verilmesi kararlaştırıldı. Bunu takiben Şubat sonunda Erzurum kalesi savaşsız olarak Ruslara verildi.

Savaş Sonrasında Ermeni İsyanları

Rusya’nın Doğu Anadolu’daki bazı şehirleri ele geçirmesi İngiltere’yi kışkırttı. İngiltere Ermenileri bağımsızlık konusunda desteklemeye başladı. Bağımsız bir Ermenistan’ın kurulması, Rusya’nın güneye doğru ilerlemesini engelleyecekti. Bu sebeple Ermeni sorunu aslında bir Osmanlı sorunu değil, Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarları çatışan İngiliz ve Rus Devletlerinin sorunuydu. Ermeniler Berlin anlaşmasında özerklik elde edemeyince hayal kırıklığına uğradılar. Bu kez amaçlarına ulaşabilmek için silahlı mücadele ve ayaklanmalar başlattılar. 1885 yılında Doğu Rumeli’nin Bulgaristan’a katılması, Ermenileri harekete geçirdi. 1888’de Van, 1890’da Erzurum, 1894’de Bitlis’te çıkan Ermeni ayaklanmaları bastırıldı. 1895’de İstanbul’da başlayan Ermeni olayları kısa zamanda Doğu Anadolu’ya yayıldı. Osmanlı Devleti bu ayaklanmaları da bastırdı. Bir yıl sonra Ermeniler, İstanbul’un göbeğindeki Osmanlı Bankası’nı bastılar.

Bosna’nın Elden Çıkması

Aynı tarihlerde, Bosna-Hersek’in nüfusunun 515.000’ini Hıristiyanlar, 685.000’ini Müslümanlar oluşturuyordu. Rusların ve Avusturya-Macaristan’ın yıllardır süren kışkırtmalarıyla Bosnalı Hıristiyanlar isyan etti. Askerler öldürülüp yollar kesilmiş ve Müslümanlar katledilmeye başlanmıştı. 4.200 kişilik bir Osmanlı kuvveti bölgeye gönderildi. Ayrıca can güvenliği tehlikeye düşen Müslüman halk silaha sarılmak zorunda kaldı. Bu gelişmelerin üzerine Avusturya-Macaristan ve Rusya Devletleri Osmanlı Devletine nota verdiler. Bunu takiben Osmanlı Devleti, bölgedeki Hıristiyanlara tam bir din serbestliği, vergilerde düzenleme, kadastro ıslahatı, Hıristiyanlardan ve Müslümanlardan kurulu bir yerel meclisin bölgede açılması gibi kararlar almasına rağmen bu şartlar isyancılar tarafından kabul görmedi. İsyan Osmanlı Devleti’nin Sırbistan ve Karadağ ile savaşa girmesiyle devam etti. Sonuçta Avusturya-Macaristan’ın belirsiz bir süre için Bosna-Hersek’i işgal etmesine, gerekirse Yenipazar’da dahi asker bulundurmasına karar verildi. Avusturya-Macaristan işgaline karşı çıkan Boşnaklar, Mostar ve Saraybosna’da büyük bir direniş yaptılarsada Avusturya-Macaristan kuvvetleri Temmuz’da başladıkları işgal operasyonunu Ekim 1878’de tamamladı.

Kuzey Afrika’nın Kaybedilişi

1869′da Süveyş Kanalının açılmasıyla Mısır’ın siyasi ve ekonomik önemi artmıştı. Bundan yaklaşık 100 yıl önce 1789’da Fransızlar da bu durumu değerlendirmiş ve Napolyon Bonopart başkomutanlığında Fransız or­dusu Kahire’yi işgal etmişti. (Üstelik Fransa’ya 1740 yılında Kapitülasyonlar sürekli olmak koşuluyla genişletilerek verilmişti.) Amiral Nelson komutasında İngilizler Fransız do­nanmasını Ebukır limanında yakmış, Napolyon donanma­sının yakılması üzerine Osmanlı’yı barışa zorlamak için Akka kalesini kuşatmıştı. Cezzar Ahmet Paşa komutasın­daki Osmanlı kuvvetleri Napolyon kuvvetlerini ye­nilgiye uğratmış ve 1801 yılında Fransızlar Mısır’ı terk etmişti. 1830 yılında Fransa, bir Osmanlı eyaleti olan Cezayir’i işgal etti. Zaten topraklarındaki isyanlarla ve savaşlarla meşgul olan Osmanlı Devleti, merkezden uzak olan bölgeye fazla bir kuvvet gönderemedi.

1881’de İngiltere Hindistan deniz yolu için önemli gördüğü Mısır’ı almayı hedefledi. Mısır va­lisi Hidiv İsmail Paşa Mısır ekonomisini iyi yönetmedi. İngiltere’den ve Fransa’dan borç aldı. Borçlar ödenemedi. Süveyş tahvillerini İngiltere’ye satmak zorunda kaldı. Bu durum İngiltere’nin ve Fransa’nın Mısır’ın içişlerine ka­rışmalarına neden oldu. 1882’de çıkan bir isyan üzerine, İngiltere kendi tüccarlarının haklarını korumayı gerekçe göstere­rek Mısır’a asker çıkardı. Savaş yorgunu Osmanlı Devleti İngilte­re’yi Mısır’dan çıkaracak askeri güce sahip değildi. 1885′de II. Abdülhamit İngiltere’yle anlaşma yaptı. Buna göre İngiltere, Mısır’ın hukuken Osmanlı’ya ait olduğunu kabul edecekti ancak İngiltere Mısır’dan çıkmayarak işgalini sür­dürdü. Mısır’ın Osmanlı Devletiyle ilişkisi giderek zayıf­ladı. Bu sırada Berlin kongresinde Almanya ve İngiltere’­nin desteğini alan Fransa 1881′de yine bir Osmanlı eyaleti olan Tunus’u top­raklarına kattı.

Girit’in Kaybı

Bu gelişmelerle beraber 1896 Mayıs’ında artarak devam eden Yunan tahrikleri sonunda Girit’teki Ortadoks halk Türk Askerlerine saldırdı. Bir yandan da Girit’in Türk’lerden kurtarılması için mitingler düzenleniyordu. Ocak 1897’de Yunan savaş filosu, Girit’e doğru hareket etti. Bu sırada Rumlar 15 gün süren büyük bir katliam başlattı. Binlerce Türk vahşice katledilerek fırınlarda yakıldı. Batılı devletler bu katliamı seyretmekle yetindiler. Osmanlı Devleti, Yunanistan’ın Girit’i işgaline daha fazla seyirci kalamadı ve Şubat 1897’de Girit’teki Osmanlı Kuvvetleri yakaladıkları isyancıları idam ettiler. Mart 1897’de Yunanlı komutanlar Makedonya’ya giderek oradaki çetecilerin başına geçerek Osmanlı’ya saldırdılar.

Osmanlı Ordusu aynı gün harekete geçerek stratejik mevkileri ele geçirdi ve bütün eksikliklerine rağmen 21 gün içinde Teselya’nın tamamını alarak başkent Atina’ya yöneldi. Atina düşmek üzereyken Batılı Devletler tekrar bir araya geldi ve Girit’e bağımsızlık verilmesi için Osmanlı’ya baskı yaptılar. Ayrıca Girit’in hiçbir zaman Yunanistan’a bağlanmayacağına dair yazılı teminat verdiler. Böylece Osmanlılar 1897 Osmanlı-Yunan savaşını kazandıkları halde Girit’i kaybettiler. Mayıs ayında Osmanlı Ordusu Yunan topraklarından çekildi. Ortadokslar adayı Yunanistan’a bağladıklarını ilan etti. Yunanistan’ın krallık mührünü ve anayasasını kullanmaya başladılar. Türk bayraklarını yaktılar ve yerlerine Yunan bayrakları astılar.

19. yüzyılın sonunda Osmanlı, batıda Bosna-Hersek ve Yunanistan, güneyde Girit, Cezayir ve Tunus gibi denizaşırı topraklarını kaybetmiş, Mısır gibi stratejik ve ekonomik öneme sahip bir eyaleti de İngilizler tarafından işgal edilmişti. İngiltere, Fransa ve Rusya gibi dönemin güçlü devletleriyle savaş hali sürerken savaşlar için gerekli en önemli anahtar olan devlet hazinesi alarm zilleri çalıyordu. İşte 20. yüzyıla girilirken bir zamanlar dünyanın akışını yönlendirmiş olan İmparatorluğun durumu buydu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s