20. yüzyılda Osmanlı

Yayınlandı: 01/07/2011 / Tarih

19. yüzyılın sonunda Osmanlı Devleti artık gücünü tamamen kaybetmişti. Osmanlı toprakları üzerinde çıkarları olan Batılı Devletler Osmanlı’nın kendi gücüyle ayakta duramayacağına inanıyorlardı. Osmanlı Devleti’nin uygun olmayan bir zamanda yıkılması aralarında büyük çatışmaya yol açabilirdi. Osmanlı Devleti’nin iç ve dış politikasında bunalım yaratan her olay, Avrupa Devletleri tarafından ‘Şark Meselesi’ olarak kabul edildi. Şark Meselesi, 19.yüzyılın ilk yarısında Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korunması, ikinci yarısında Avrupa’daki topraklarının paylaşılması, 20.yüzyılda da bütün topraklarının paylaşılması anlamında kullanıldı.

Temmuz 1908’de II. Abdulhamit’in Rus savaşını bahane ederek kapattığı Meclis-i Mebusan tekrar açıldı. Bir süre sonra Meşrutiyet yönetimine karşı bir muhalefet oluştu. Muhalif grupların kışkırtmasıyla 31 Mart günü İstanbul’da bir ayaklanma başladı. İstanbul kısa zamanda asilerin kontrolü altına girdi. Olayların Selanik’te duyulması üzerine Hareket Ordusu adıyla bir kuvvet oluşturuldu. Aralarında Mustafa Kemal adından genç bir subayın da bulunduğu ordu İstanbul’a gelerek ayaklanmayı kısa sürede bastırdı. İttihat ve Terakki Cemiyeti yönetime hakim oldu. II. Abdulhamit ile Meşrutiyet yönetiminin yürütülemeyeceği anlaşıldığından padişah tahttan indirildi. Yerine Mehmet Reşat tahta çıkarıldı.

İngilizlerin Mısır’a yerleşmesinden cesaret alan Avusturya-Macaristan Ekim 1908’de Bosna-Hersek’i topraklarına kattığını ilan etti. Nisan 1909’da Avusturya-Macaristan emlak bedeli olarak Osmanlıya 2,5 milyon altın verdi. Bunu fırsat bilen Giritli Ortadokslar, Girit’in de Yunanistan’a ilhak edildiğini açıkladılar ve Yunanistan Girit’i sınırları içine aldı.

Trablusgarb’ın Kaybedilmesi

Bu dönemde İtalya, Kuzey Afrika’da Osmanlı’ya ait son toprak parçası olan Trablusgarb’ı işgal etmek için Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Eylül’de Trablus şehri bombardımana tutuldu. Kenti eski silahlarla savunmaya çalışan 8.000 kişilik Osmanlı kuvveti dayanamadı ve 5 Ekim’de İtalyanlar şehri ele geçirdi. Bunun üzerine Osmanlılar kıyıdan 15 km içeriye çekildiler. 18 Ekim’de Derne’yi, 20 Ekim’de de Bingazi’yi ele geçiren İtalyanlar, buralara asker çıkartmaya başladılar. 23 Ekim’de saldırıya geçen Osmanlı ordusu, İtalyanları kuşatmış ve uzun süren savaştan sonra İtalyanlar canlarını zor kurtarmışlardı. 26 Ekim’de yapılan bir başka Osmanlı saldırısı, İtalyan kuvvetlerinin büyük kayıp vermesine rağmen geri püskürtüldü. 5 Kasım’da İtalyan resmi gazetesi, Trablusgarp’ın İtalya tarafından ilhak edildiğini yayımlamışsa da bu henüz gerçekleşmemişti. Türk direnişi karşısında İtalyan kuvvetleri sahilden fazla uzaklaşamamışlardı. Türk ordusunda yer alan Arap askerlerin İtalyan esirlere karşı uyguladıkları zulüm, İtalyan tarafında da aynı şekilde bir katliama yol açtı.

Yerel halkın pek desteklemediği Türk direnişinde sadece Sunusiye tarikatı şeyhi ve adamları destek vermişti. Ancak İtalyanların düşündüğünün aksine, buradaki Osmanlı direnişi çok kuvvetli olmuş, Mustafa Kemal ve Neşet gibi komutanların yönettiği ordular, sayıca çok üstün olan İtalyan kuvvetlerine karşı kahramanca savaşmışlardır. Kasım ayında İtalyanlar, ekimde boşalttıkları bazı mevzileri tekrar ele geçirdiler. 19 Aralık’ta bir İtalyan kolu, imha olmaktan son anda kurtuldu.

Ocak 1912′de İtalyanların 100,000 askerine karşılık Bingazi’de 15,000, Trablus’ta da yaklaşık 10,000 Osmanlı askeri savaşmaktaydı. Şubat ve Martta İtalyanlar Bingazi’yi tamamen ele geçirdiler. Bunun yanında Beyrut limanındaki iki küçük Türk gemisini batırdılar. Yemen’de Ocak 1911′de başlayan isyan nedeniyle daha savaş başlamadan önce Trablus’taki kuvvetlerin bir kısmı bu bölgeye kaydırılmıştı. Ocak 1912′de İtalyan donanması Kızıldeniz’e girip, buradaki Türk gemilerinden bazılarını batırarak Hubeyde limanını bombalamaya başladı. İtalyanların bölgedeki varlığı, deniz ulaşımını aksattığı için Yemen isyanının bastırılmasını zorlaştırıyordu.

18 Nisan’da İtalyan donanması Çanakkale Boğazı’nı bombalamaya başladı. Bunun üzerine Osmanlı hükümeti boğazları kapattı. Ancak bu hareketin uluslararası ticarete darbesi çok büyük oldu. Rusya’nın tahıl ihracatı milyonlarca dolarlık zarara uğrarken, İngiltere, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya gibi ülkelerin zararları da günlük 100,000 doları buluyordu. Karadeniz’e gidecek olan İngiliz gemileri, Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan’a gitmek zorunda kaldılar. Ancak 10 Mayıs’ta Avrupa ülkelerinin baskılarından dolayı boğazlar tekrar ticarete açıldı.

On iki Adanın Elden Çıkması

Savaşı yayarak Osmanlıyı zayıflatmak isteyen İtalyanlar 5 Mayıs’ta Rodos Adası’na çıkarma yaptılar ve 10 gün içerisinde Rodos’u, daha sonraki 2 hafta süre içerisinde de On iki Ada olarak bilinen adalar grubunu ele geçirdi. Böylece 389 yıldır Osmanlı yönetiminde kalmış, yönetim merkezi Rodos Adası olan On iki Ada tamamen İtalya’nın eline geçti. 8 Haziran’da Trablus’taki Osmanlı kuvvetleri çöle püskürtüldü. Hazirandan ağustosa kadar süren çarpışmalar sonunda bütün batı sahil şeridi İtalyanların hakimiyetine geçti.

12 Temmuz’da beş İtalyan savaş gemisi, Osmanlı filosuna saldırmak için Çanakkale Boğazı’na girdi. Ancak boğazın girişine Kilitbahir civarında çelik kablolar çekildiği için İtalyanlar ilerleyemeden ağır ateş altında kaldılar ve geri çekildiler. Bu, ayrıca savaş içindeki son deniz savaşı olmuştur. Eylülde Osmanlı ve İtalya arasında barış görüşmeleri başladı. İki taraf da savaşın bitmesini istemesine rağmen çatışmalar devam ediyordu. 22 Eylül’de güçlü bir Osmanlı mevkii ele geçirildi. Binbaşı Enver komutasındaki Osmanlı kuvvetleri bazı saldırılar yapsalar da, ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldılar.

8 Ekim’de 1912’de Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Balkan Savaşları başlayınca, Osmanlı Devleti her ne pahasına olursa olsun İtalya’yla barışa razı oldu, çünkü Ege Denizi’ndeki İtalyan donanması, Makedonya’ya yardım gönderilmesini engelliyordu. Sonuçta İtalya’nın şartları kabul edildi ve Ekim 1912′de anlaşma imzalandı. Buna göre Osmanlı Devleti Trablusgarp’taki kuvvetlerini çekecek ve burayı İtalya’ya bırakacak, İtalya Oniki Ada’yı geçici olarak elinde tutacaktı.

Savaş sonunda Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki son topraklarını da kaybetmiş oluyordu. (Ayrıca ileriki yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında sıkça sürtüşmelere neden olacak olan adalar sorunu da başlamıştı. II.Dünya Savaşı sırasında Almanya tarafından işgal edilen On iki Ada, bir taktik olarak Türkiye’ye hediye edilmek istenmiş, ancak ülkenin tarafsızlığını bozacağı için, bu öneri reddedilmiştir. On iki Ada, 1947’de Paris Anlaşmasıyla Yunanistan’a bağlanmıştır)

Büyük Bozgun: Balkan Savaşı

Osmanlıların İtalyanlarla savaşması, Yunanlıların beklediği fırsattı. Yunan Genelkurmayı, Sırp ve Bulgarları, Osmanlıları Balkanlardan söküp atmak için en uygun zaman olduğuna inandırdı. Balkan ülkeleri arasında Osmanlı Devleti’ne karşı gizli bir anlaşma yapıldı. 8 Ekim 1912’de Karadağ Prensliği, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti. Onu 18 Ekim’de Bulgaristan ve Sırbistan, birkaç gün sonra da Yunanistan takip etti. Balkan Devletlerinin kuvveti savaşın başında 1500 top ve 500.000 askerden oluşuyordu. Osmanlı kuvvetleri 850 top ve yaklaşık 300.000 savaş yorgunu askerden oluşuyordu. Farklı coğrafi bölgelerde ve sürekli olarak sürdürülen savaşlarla her zaman birden fazla devlete karşı tek başına savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti iyice zayıf düşmüştü.

Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşa’nın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu, hemen Bulgarlara karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve arkası alınamadı. Osmanlı orduları, Bulgarlara karşı bütün Trakya’yı bırakarak, Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldığı gibi, Sırbistan’a karşı da Kumova’da yenilmişti. 6 Kasım’da Preveze’yi alan Yunanlılar, Veliahd Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler.

Selanik’i savunmakla görevli jandarma komutanı Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahları ile beraber Yunanlılara teslim etti. (Sultan II. Abdülhamid devrinde devlet malını zimmetine geçirmesi suçu tespit edilmiş olan Tahsin Paşa, o devirde rütbe ve haysiyetten düşmüş olduğu gerekçesiyle, Selanik kolordusunun başına getirilmişti.) Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırbistan ve Karadağ tarafından işgal edildi. Selanik’i ele geçiren Yunanlılar, daha sonra Ege adalarından Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını işgal ettiler. Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne’yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğu için silah, mühimmat noksanlığı ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar.

Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma, Mayıs 1913’te Londra’da imzalandı. Buna göre Osmanlı Devleti, Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk’un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit’i hukuken Yunanistan’a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile kendisini kahramanca savunmasına rağmen yiyecek sıkıntısından düşman eline geçen Edirne de Bulgaristan sınırları içerisinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dedeağaç arasındaki toprakları da alarak Ege denizine ulaşıyordu.

2500 yıllık Türk tarihinin büyük felaketlerinden biri olan Balkan Savaşı’nda Türkler, Anadolu’dan sonra ikinci anayurt haline gelmiş olan Rumeli’ni bıraktılar. Rumeli, 550 yıldır Türk yurduydu. Birçok bölgede Türkler, ezici çoğunluk halindeydiler. 1877’deki Rus savaşında görülen göç ve göçmen felaketinin daha şiddetlisi, Balkan savaşında gerçekleşti. Yüz binlerce Türk, bütün varlıklarını bırakarak, eriye eriye, İstanbul’a eriştiler ve Anadolu’ya dağıldılar. Balkan Devletlerinin, bilhassa Bulgarların yaptıkları zulüm, tüyler ürpertici idi. Yüz binlerce sivil Türk, kadın, ihtiyar ve çocuklarda dahil olmak üzere, her türlü işkenceye uğradı.

Birinci Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devletinin ağır mağlubiyete uğrayıp Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine düştüler. Osmanlı Devleti de bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı. Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında Eylül 1913’de, imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan; Kırklareli, Dimetoka ve Edirne’yi, Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Osmanlılar bu topraklara yeniden sahip olmanın mutluluğunu kısa bir süre daha yaşayacaktı, çünkü bir yıl sonra Osmanlıların yıkılmasına yol açacak olan I. Dünya Savaşı başlamak üzereydi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s