Türklerin Anadolu’ya Göçü

Yayınlandı: 05/07/2011 / Tarih

Tarih boyunca Anadolu’dan çıkan ya da ona sahip olan uygarlıklar, başta iklim ve verimli topraklar olmak üzere insan kaynağı, limanlar, otlaklar ve stratejik savunma noktaları gibi avantajlara sahip olmuşlardır. Ancak bu avantajlar, ona sahip olanların refahını ve mutluluğunu arttırdığı gibi, ona sahip olmak isteyenlerin de iştahını kabartmıştır.

Anadolu’daki en eski yerleşme M.Ö. 7500’de Konya civarında kurulan Çatalhöyük şehridir. Çorum’da kurulan Hititler, M.Ö. 1600’de yakın doğunun en büyük devletlerinden birini oluşturmuşlardır. Aynı tarihlerde Çanakkale’deki Troya şehri, Kuzey Ege’nin bütün ticaret ağını kontrol ediyordu. MÖ 1200’de gerçekleşen büyük “Ege Göçü” sonucunda Balkanlardan gelen kavimler, önce Troya’yı, sonra Hitit başkenti Boğazköy’ü tahrip ederek, bu özgün kültürlü iki devletin ortadan kalkmalarına neden olmuşlardır. M.Ö. 700’de Anadolu Yarımadası çeşitli topluluklara ait büyüklü küçüklü beyliklerin idaresindeydi. Güneydoğu Anadolu’da ve kısmen Suriye’de olmak üzere Geç Hititler, Doğu Anadolu’da Hurrilerin devamı olan Urartular, Orta Anadolu’da Frigyalılar ve Lidyalılar, Batı Anadolu’da İyonyalılar, Güneybatı Anadolu’da da Karyalılar ve Likyalılar üstün değerde uygarlıklar kurdular. M.Ö. 500’den itibaren Perslerin etkisinde kalan Anadolu, M.Ö. 300’de Büyük İskender’in Anadolu’yu Perslerin elinden alıp Helen kentlerine bağımsızlıklarını kazandırmasıyla yeniden dünya sanatında ön sırada yer aldı. Anadolu, M.S. 1. yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girdi. Roma’nın yıkılmasından sonraki yüzyıllarda da Bizans toprağı olmuştur.

Anadolu’ya Türk göçleri, aslında Malazgirt Savaşı’ndan yüzyıllar öncesine dayanır. 8. yüzyılda Orta Asya’dan çıkan yarı Şamancı yarı Müslüman Oğuz boyları, Battal Gazi’nin önderliğinde Anadolu’ya göç etmişlerdir. Ancak bunlar küçük grupların yaptığı münferit yolculuklardır. Bu tip göçler 11. yüzyıla kadar sürmüştür. Oğuzların ya da Türklerin batıya büyük göçleri başlıca iki aşamada olmuştur. Birincisi, Türklerin Selçuklular önderliğinde 1020’lerden başlayarak Azerbaycan’ı istila ederek Anadolu’ya akınları ve Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 1071’de Malazgirt Zaferi’yle, Bizans Anadolu’sunun istilaya açılmasıdır. Bizans direnci kırıldıktan birkaç yıl sonra Türkler, Ege Denizi’ne kadar tüm Anadolu’yu istila ettiler. Rum ahali kıyılara kaçıyor veya şehirlerde yeni gelenlerle uzlaşma içinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Bu istila Anadolu tarihinde kesin dönüm noktalarından biridir.

İkinci büyük göç, 1220’lerden sonra doğudan gelen yıkıcı, acımasız Moğol istilası sonucu, Türklerin Orta Asya’dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan’dan Anadolu’ya göçleridir. Göç, her sınıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavimler göçü niteliğini almıştır. Selçuklu Sultanları, Oğuz boylarını vergi kaynağı olan tarım alanlarından uzaklaştırmak için, batı sınırlarına sürmeye çalışıyordu. Maveraünnehir (günümüzde Kazakistan, Özbekistan ve Türkistan’ın kesişme noktası), Horasan ve Azerbaycan’dan gelen ikinci büyük göç sonucu, Anadolu’da kırsal kesimde ve şehirlerde Türk nüfusu eskisine göre çok daha yoğun bir hal almıştır. Bu göçmenler arasında şehirli halk, ulema, tüccar ve sanatkârlar da vardı. 13. yüzyılda Anadolu, bir Türk yurdu görünümünü almıştır. 1279’da Doğu Anadolu’dan geçen Marco Polo, Anadolu’yu “Turkmenia” diye anar. Türklerden önemli bir kısmı, elverişli buldukları yerlerde köyler kurarak yerleşik hayatı tercih etmekteydiler. 13. yüzyılın sonlarında, Denizli bölgesinde 200.000 çadır, Kastamonu’da 100.000 çadır ve Kütahya’da 30.000 çadır Türk nüfusu bulunuyordu.

Bu aşamada ek bir paragraf açarak uzun zamandan beridir süregelen bir tartışmaya da nokta koymakta fayda var. Doğu’dan gelen göçebe Türk kavimlerinin istilası sırasında 1 milyondan fazla insanın Anadolu’ya ayak bastığını biliyoruz. O esnada Anadolu topraklarında yaşayan Bizans nüfusu özellikle yeni fetihlerin yapılamaması, haçlı seferleri ve latin istilaları sonucunda oldukça azalmıştı. Yani Türklerin aslında çekik gözlü oldukları, Anadolu’ya geldikten sonra sayıca kendilerinden birkaç kat fazla olan Bizans nüfusu tarafından asimile edildikleri, fiziksel özelliklerinin ve soylarının değişerek erozyona uğradığı iddialarının pek de doğru olmadığı özellikle son yapılan arkeolojik keşifler ve teknoloji sayesinde ulaşılan detaylı arşivler sayesinde ispatlanmıştır. Artık biliyoruz ki Türk göçü esnasındaki Bizans ve Türk nüfusu arasında ciddi bir fark yoktu, tabi İstanbul’u Anadolu’ya dahil etmiyoruz. Ayrıca yapılan arkeolojik keşifler ve dna araştırmalarının sonucunda Oğuz Türklerinin çekik gözlü, kısa boylu ve esmer bir fiziksel yapıya sahip olmadığını görüyoruz. Zaten Osmanlıların kurucusu olan Osman Bey’in gözlerinin mavi olması da bu araştırmayı destekliyor.

Parantezi kapatarak asıl konumuza geri dönelim. Selçuklu Devleti’nin sınır bölgeleri, Akdeniz, Karadeniz ve Batı “Ucu” olarak üç serhat bölgesinde örgütlendirilmişti. Her bölgenin başında, Selçuklu Sultanının gönderdiği bir “Bey” (Emir) bulunuyordu. Bu uçlarda daha 13. yüzyıl içinde, Denizli, Karahisar (Afyon), Kütahya, Kastamonu ve Amasya klasik Türk-İslam medeniyetinin yerleştiği merkezler olarak gelişmişti. Daha ilerideki dağlık bölgelerde yarı-göçer savaşçı Türkler egemendi. Onlar, hinterlanda egemen olan Orta Doğu kozmopolit kültürünün, gelişmiş bir şehir hayatının ve merkezi devlet siyasetinin etkisinden uzaktılar. Uçlardaki dinsel yaşamda, dervişler ve Yesevilik gibi Orta Asya Türk gelenekleri egemendi. Uç toplumunda savaşçılar olan “Alperenler”, kendilerini İslami gazaya adamış, kutsal ganimetle yaşayan uç gazileriydi.

1261 tarihini, Anadolu’da Moğollara karşı geniş Türk hareketinin başlangıcı saymak yerindedir. Bu hareket, Türk beyliklerinin, özellikle de Osmanlı Beyliği’nin kuruluş sürecini başlatmıştır. Aslında Selçuklu Devleti, tarihin tozlu sayfalarına gömülmemiş, hanedan değişikliği sonucunda Osmanlı İmparatorluğu’na dönüşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu da parçalanıp yok olmamış, rejim değişikliği sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’ne evrilmiştir. Tarihçi Hammer’in de dediği gibi “Türkler devlet kurmakta birinci sınıf ustadırlar.”

Reklamlar
yorum
  1. Vermek istemeyen bir şahıs :) dedi ki:

    Çok güzel herşeyi buldum 🙂 Ödevden 100 aldım 😀

  2. gerek yok ya :D dedi ki:

    çok güzel bir siteniz var çok hoşuma gitti siteniz ödevime yardımcı oldu

  3. ayşe dedi ki:

    çok uzun olmasa daha iyi olurdu ama genede içerik müthişşşşşşşşşş

  4. İsmini bilmeyen arkadaşımız diyor mı ve bir daha dedi ki:

    Ben burda ki cevabı bulamadım ( Türklerle Çin arasındaki savaşın ismi )

    • Gündem ve Tarih dedi ki:

      Merhaba. Türklerin Anadolu’ya göçü ile Türklerle Çinlilerin savaşları arasında direkt bir ilişki yoktur çünkü Çinlilerle direkt ilişkiler bahsedilen göçlerden yüzyıllar önce yaşanmıştır. Belki siz Türklerin İslama geçişini hızlandıran Talas Savaşı’ndan bahsediyorsunuzdur ama o başka bir konudur. Saygılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s