Türk – Mısır Savaşı

Yayınlandı: 18/07/2011 / Tarih

Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Suriye’nin fethinin tamamlanmasını takiben Şam’dan çıkıp güneye doğru ilerledi. Ordu yürümeye devam ederken kendisi maiyetiyle birlikte Kudüs’e gitti. Burada peygamber mezarlarını ve mübarek yerleri ziyaret etti. Sonra Askalan yoluyla ordusuna katıldı. Vezir-i Âzam Sinan Paşa, Gazze’nin doğusundaki Ayn-Safa’ya kadar Padişah’ı karşılamaya çıktı. Padişah, Sinan Paşa’ya bir kılıç hediye etti , askerlerine mükafatlar verdi. Vezirlerden Hüseyin Paşa, çöl ortasından gitmenin tehlikelerinden bahsedince önce çadırının ipleri kestirildi, sonra idam edildi. Memlüklere göre Suriye geçici olarak Osmanlı hakimiyetine geçmişti. Daha önce Moğol Hanlarından Hülagü ile Timur’un da Gazze’ye kadar ilerlediği görülmüştü ancak hiçbiri güneydeki çölün içinden geçmeyi göze alamamış ve Mısır’a saldıramamıştı. Selim’in de diğerleri gibi bu noktadan sonra geri döneceğine inanıyorlardı. Osmanlı ordusu, Suriye’nin son kalesi Gazze’den hareket ederek Mısır ile Suriye’yi ayıran El-Ariş Çölü’ne girdi. Yol boyunca çölde dağınık halde yaşayan Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kaldılar. Nihayet 13 gün gibi rekor bir sürede çölü aşarak, Kahire’nin kuzeydoğusunda bulunan Ridaniye’ye vardılar. Burada yapılacak savaş Mercidabık’tan daha zor ve tehlikeliydi. Artık Memlükler başkentlerini, dolayısıyla devletlerini korumak için bir araya gelmişlerdi. Ridaniye cephesini, 120.000 kişiye yakın bir kuvvetle ve Avrupa’dan temin edilen 200 topla tahkim etmişlerdi. Ancak bu toplar menzil ve etki bakımından, Osmanlı toplarına oranla yetersizdi.

Yavuz Sultan Selim, 100.000 kişilik ordusuyla Hanikâh mevkiinde otağını kurdu. Osmanlı ordusunda 300 kadar top vardı. Padişah burada yaptırdığı keşiflerden sonra Memlük ordusunun yerleşimi ve çevre arazi hakkında bilgi aldı. Vakit geçirmeden düşmana son darbeyi vurmak için dahiyane ve cüretli bir kararla harekete geçti. Ridaniye mevzilerine, cepheden taarruz vazifesi yapacak yeniçerilerle süvarilerin bir kısmını ve topları Sinan Paşa komutasında bıraktıktan sonra, bütün sipahi kuvvetleriyle 21 Ocak gecesi Kahire’nin doğusundaki El-Mukattam Dağı’nı dolaşarak, Memlük cephesine arkadan sokuldu. Yanlarına aldıkları ufak toplar uygun yerlere yerleştirildi. Padişah’ın planı, önce Memlük ordusunun toplarını safdışı bırakmak, sonra onları iki taraftan sıkıştırarak imha etmekti.

22 Ocak 1517 sabahı, tarihe “Ridaniye Savaşı” olarak geçen kanlı çarpışma, Memlük süvarilerinin hücumuyla başladı. Memlük ordusu blok halinde Osmanlı saflarına doğru ilerledi. Tomanbay, topçusuna ateş emri verdi. Tam bu sırada gerilerine sarkmış bulunan Yavuz Sultan Selim ile sipahileri, Mısır topçusuna saldırdı. Memlük topları devre dışı bırakıldıktan sonra Osmanlı topçusu iki taraftan ateşe başladı. Memlük süvarileri bir anda iki ateş arasında kaldılar, çoğu paramparça oldu. Kalan kuvvetlerle koşarak Osmanlı merkezine doğru atıldılar, yeniçerilerle Memlük süvarileri arasında kanlı bir çarpışma başladı. Yakın savaş ve boğuşma iki tarafın kayıplarını hızla arttırdı. Osmanlıların yakın tüfek atışları altında kayıpları iyice artan Memlükler geri çekilmek üzereyken baştan başa çelik zırh giymiş bir süvari bölüğü, Memlük ihtiyatından ayrılarak dosdoğru Osmanlı cephesine saldırdı. Bunlar bizzat Tomanbay, Alanbay ve Kurtbay komutasındaki Memlük süvarilerinin en seçkinleriydi. Kıyafetlerinden Padişah sandıkları Vezir-i Âzam Sinan Paşa’yı katlettiler. Ordusunun durumunu gören Selim, hemen Bali Ağa komutasında bir yardımcı kuvveti cepheye gönderdi. Alanbay bir kurşunla yaralandı, diğerleri Padişah’ı öldürdüklerini sanarak geriye doğru çekilmeye başladılar. Osmanlı topçusunun aralıksız atışları, yeniçerilerin tüfekleri ve sipahilerin saldırısıyla sayısı iyice eriyen Memlük ordusu sonunda dağıldı. Yavuz Sultan Selim bu zafere buruk bir şekilde sevinebildi, çünkü çok değer verdiği Vezir-i Âzam’ı Sinan Paşa şehit olmuştu. Padişah onun ölümüne o kadar çok üzüldü ki yanındakilere dönüp, “Evet, Mısır’ı aldım ama Yusuf’u kaybettim. Yusufsuz Mısır ne işime yarar?” dedi. Yusuf, Sinan Paşa’nın ön adıydı. Selim ertesi sabah Kahire’nin çok yakınında ordugâh kurdu, şehre bizzat gitmeyerek bir muhafız garnizonu yolladı.

Adviye’ye çekilmiş olan Tomanbay gizlice geri gelerek, geceleyin Şeyhuniye Kapısı’ndan şehre girdi. Buradaki Osmanlı garnizonunu imha etti. Padişah, Yunus Paşa, Mustafa Paşa, Yeniçeri Ağası Ayas ve Ferhad Bey’in emrine en seçme birliklerini vererek şehre yolladı. Osmanlılar yeniden Kahire’ye girdi. Tomanbay komutasındaki Memlükler kendilerini çok iyi savundu. Üç gün süren sokak savaşlarından sonra yeniçeriler şehrin kontrolünü ele geçirdi. Tomanbay ve yanındaki seçme birlikleri şehirden kaçarak Nil’in doğu yakasındaki Gize’ye sığındı. Binlerce kişi idam edildi. Yavuz Sultan Selim birkaç gün sonra Kahire’ye girdi. Kahire Sarayı’nda ona karşı savaşmış Kurtbay Padişah’ın huzuruna çıktı. Selim ona hitap ederek, “Sen çok kahraman bir süvarisin,” dedi. Kurtbay da cevap verdi: “Doğru, bizi yenenler senin topların oldu. Fakat bizi, öldürmek için saklanan katiller gibi yendi. Venediklinin biri geçen yıl senin toplarından getirdi ama reddettik. O zaman geri çevirdiğimiz kâfir, istemediğimiz topların gülleleri altında can vereceğimizi söylemişti. Lakin her şey kaybolur, bu kaderin cilvesidir. Ve sen de zamanı geldiğinde öleceksin!” Konuşmanın havası birden değişmişti. Alçakgönüllü davranmak isteyen Selim birden hiddetlendi ve işaretini gören çavuşlar küstah Memlük’ün işini bitirdiler. Tomanbay en sonunda Osmanlı atlılarına piramitlerin altında meydan okumak fırsatını ele geçirdi. Savaşın sonunda 6.000 sipahi, Memlük kılıçlarıyla hayatlarını kaybettiler ama Tomanbay da sayıca çok azaldığından geri çekildi. Selim, ona elçi olarak Mustafa Paşa’yı yollayarak, kılıç bırakması halinde vasalları olacak Mısır’ın idaresini kendisine bırakacağını iletti. Mustafa Paşa ve kendisine refakat eden 500 sipahi, piramitlerin önünde Memlükler tarafından imha edildiler. Çöllerin kumu kadar ele geçmez olan bu göçebe süvari ile sonuç alınamayan çatışmalar yapılıyordu. Tomanbay kaçıyor, Osmanlı kuvvetleri kovalıyordu. En sonunda bir ihanetin yardımıyla bir mağarada ele geçirilen Tomanbay, Ayas Paşa tarafından Padişah’ın huzuruna getirildi. Elleri bağlı tutsağı gören Selim, “Allah’a şükürler olsun! İşte şimdi Mısır’a gerçekten sahip oldum!” diye haykırdı. Tomanbay kısa bir süre sonra idam edildi. Mısır ve Arabistan, Osmanlıların hakimiyetine geçti. Böylece Memlük İmparatorluğu yıkılmış oluyordu.

Avrupalılar Mısır’ı, ilim ve sanatın kaynağı, geometri, coğrafya, mimarlık, tarım, yazı ve gemiciliğin beşiği olarak görürdü. Bölge, mimari şaheserleri, piramitleri, sfenksleri, mabetleri ve dikilitaşlarıyla ünlüydü. Ayrıca Mısır’a sahip olan, Kızıldeniz’e ve Hint Okyanusu’na açılan geçide de sahip olurdu. Yavuz Sultan Selim, bir ay boyunca Kahire’nin anıtlarını, camilerini ve akademilerini ziyaret etti. İslamiyet’in en eski camilerinden biri Fustat’ta, Hz. Osman zamanında yapılmış olanıydı. Önce burayı ziyaret ettikten sonra İbn Tolun tarafından 9. yüzyılın sonunda yaptırılmış El-Ezher Camii’ni gezdi. Buradan Mısır’ın ilk medresesi olan, Selahaddin Eyyübi tarafından yaptırılmış Krafa Medresesi’ne geçti. Bu yapının yakınında Şeyh Said Suada Zaviyesi yer alıyordu. Memlükler de ilimleri himaye etmişler, birçok medrese kurmuşlardı.

Padişah, Kahire Sarayı’na döndüğünde idareyi teşkilatlandırmaya başladı. Mısır, Osmanlı İmparatorluğu’nun eyaleti yapıldı. İdari otorite, askeri ve sivil kadılıklar şeklinde Araplarla Memlükler arasında bölüştürüldü. Orduya son savaşlarda gösterdikleri başarılar için bahşiş dağıtıldı. Hayırbay Mısır Beylerbeyi yapıldı. Herhangi bir asiliğe karşı önlem amacıyla, eşleri ve çocukları rehin olarak Filibe’ye gönderildi. Kahire Kalesi’ne 5.000 sipahi ve 500 yeniçeri bırakılarak bunların komutanlığı Hayreddin Ağa’ya verildi. Şehrin en iyi sanatçıları İstanbul’a nakledildi. Yavuz Sultan Selim, eylül ayında Kahire’den Suriye’ye hareket etti. Ordudaki 1.000 devenin yükü, sadece altınlar ve gümüşlerden oluşuyordu. Halifelerden sonuncusu olan Mütevekkil de Osmanlılarla birlikte yürüyerek onlara Suriye’ye kadar eşlik edecekti. Mütevekkil, Mısır’ın fethinden sonra eski Halifelerin, kutsal şehirler olan Mekke ve Medine üzerindeki haklarını Selim’e devretti. Böylece Osmanlı Padişahları, hükümdarlık unvanlarının yanına “Halife” unvanını da ekleyecek ve İslam’ın bayraktarlığını yapacaklardı. Selim, Feyzan’da Nil Nehri’nin yükselmesinin geleneksel olarak kutlandığı Kahire Kanalı’nın açılış törenlerine katıldı. Burada “Kâbe” anahtarları gümüş bir tepsiyle kendisine sunuldu.

Osmanlı ordusu, El-Ariş Çölü’nü geçerken Yavuz Sultan Selim, yanında giden Vezir-i Âzam Yunus Paşa’ya dönerek, “İşte Mısır arkamızda kaldı, yarın Gazze’de olacağız,” dedi. Yunus Paşa kendi arzusu dışında girişilmiş bu sefer hakkında başından beri olumsuz düşünceler beslemişti. Padişah’a dönerek şöyle cevap verdi: “Bu kadar zahmetler, bu kadar yorgunluklar, ordunun yarısının telef olmasından başka ne fayda verdi?” Bu ihtiyatsız cevap üzerine hiddetlenen Selim, kılcının bir hamlesiyle Yunus’un kafasını uçurdu. Yeniçeriler bu manzara karşısında dehşet içinde kaldılar. Şaşıran fakat dehşetinden bir şey diyemeyen ordu, paşanın kan izlerini geride bırakarak ilerlemeye devam etti. Vezir-i âzamlığa, İstanbul’da bulunan Piri Paşa getirildi.

Yavuz Sultan Selim zamanında, Osmanlılar arasında dillerde dolaşan “Sultan Selim’e vezir olasın” şekline bir lanet okuma vardı. Bu söz vezirlerin, bir yıl bile görevde kalamadan ya azledilmeleri ya da idam edilmelerinden kaynaklanıyordu. Bunun içindir ki, bazı vezirlerin vasiyetnamelerini ceplerinde taşımaları gelenek haline gelmişti. Padişah’ın huzurundan çıktıklarında kendilerini yeniden doğmuş sayarlardı. Bu sebeple, büyük bir cesaret ve asil bir serbestliği bulunan Vezir-i Âzam Piri Paşa, bir gün yarı şaka yarı ciddi biçimde Padişah’a şöyle dedi: “Padişahım, bu sadık kulunu da er geç bir bahaneyle öldüreceğini biliyorum. O gün gelmeden, bu dünyadaki işlerimi düzeltmek ve öbür dünyaya hazırlanmak için bana birkaç saat müsaade eder misin?” Selim, kahkahayla güldükten sonra, “Gerçekten, çoktan beri ben de onu düşünüyordum. Fakat vezir-i âzamlık görevini senin gibi görebilecek bir kimse bulamıyorum. Yoksa dileğini yerine getirmek benim için kolaydır,” cevabını verdi. Padişah, Suriye’de fethettiği bölgelerin idaresini organize ettikten, şehirlerdeki anıtları gezdikten sonra Halep’e ulaştı. Aynı günlerde Hersek Ahmed Paşa’nın vefatıyla çok üzüldü. Osmanlı ordusu iki ay sonra Halep’ten çıkarak İstanbul’a doğru yürümeye başladı.

Reklamlar
yorum
  1. orhan özdemir dedi ki:

    memlüklüler küstah değildir, tarihi çok çarpıtarak anlatmışsınız, utanç vericibir site olmuş

    • Gündem ve Tarih dedi ki:

      Haklısınız. Memlüklüler toplum olarak küstah değildir, zaten yazımda da böyle bir ima bulunmamaktadır. Ancak yapılan hareket tüm tarih notlarında küstahça olarak değerlendirilmiştir, bende aynen aktarmış bulunuyorum. Saygılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s