Atlas Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na Türkler

Yayınlandı: 11/03/2013 / Tarih

Kanuni Sultan Süleyman’ın 46 yıllık saltanat döneminde Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz ve Kızıldeniz’de mutlak Türk hakimiyeti kurulmuştu. Cebelitarık’tan Antakya’ya kadar Akdeniz adeta bir “Türk Gölü” haline gelmişti. Ayrıca yüzyılın ilk yarısında İspanya’ya karşı yapılan seferler ile denizlerde üstünlüğün ele geçirilmesi, yüzyılın sonunda ise Hindistan’a kadar yapılan deniz seferleri ve fetihler ile Portekiz’in üstünlüğüne de son verilmişti. Yani 16. yüzyılda Türkler denizlerin tartışmasız hakimi konumundaydı. Türklerin köklerinin karasal bir coğrafyaya dayandığını ve ancak Anadolu’ya geldiklerinde açık denizleri görmüş olduklarını düşündüğümüzde bu gelişim ve dönüşüm takdire değerdir.

Ancak benim burada paylaşacağım konu, aslında Türk tarihinin pek fazla bilinmeyen bir dilimidir. Kaynaklarımızın büyük kısmı Avrupalı tarih yazıcıları veya devlet görevlilerinin kaynaklarına dayanmaktadır. Bu konuda malesef şimdiye kadar açılan arşivlerde yer alan Türk kaynakları sınırlı sayıdadır. Burada sizlere 16-17.yüzyıllarda Türk korsanlarının Amerika kıtasından Endonezya adalarına, İngiltere’den Orta Afrika kıyılarına kadar yaptıkları sefer, fetih ve maceralarından bahsedeceğim. Tabi “korsan” kelimesini bugün filmlerde gördüğünüz korsanlıkla karıştırmamamız gerekiyor. O çağda korsan tabir edilenler, bir devletin himayesinde o devletin resmi izin ve yetki belgesiyle faaliyet gösteren, günümüzde deniz komandoları ile kıyaslayabileceğimiz bir askeri deniz kuvvetiydi.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Türk filoları, Doğu Afrika’da Eritre’yi, Somali’yi ve Etiyopya’nın büyük bölümünü Osmanlı topraklarına katmışlardı. Aynı dönemde Piri Reis de Güney Arabistan kıyılarını ve Umman’ın Maskat limanını ele geçirmişti. III.Murad zamanında ise Ali Bey 1584 yılında Aden limanından hareket ederek Hint Okyanusu’na açıldı. Ekvator çizgisini güneye doğru indi. Mombasa’nın 100 km. kuzeyinde Malindi limanına demir attı. Bölgedeki Araplar gönüllü olarak Türk hizmetine girdiler. Ali Bey bütün Kenya kıyılarında egemenlik kurdu. Osmanlıların hakimiyeti, Kenya kıyılarından çok daha güneye de indi. Tanganyika ve Mozambik kıyılarını ellerinde tutan Arap Şirazi Devleti, III.Murad’a tabii olduklarını bildirdi. Böylelikle Doğu Afrika’daki Türk hakimiyeti, ekvatorun 20-25 derece güneyine kadar inmiştir.

Fas savaşında Portekiz ordusunu, donanmasını, kralını, komutan ve devlet adamlarını yok eden Türkler, Portekiz’in İspanya tarafından ilhak edilmesinden sonra Hint Okyanusu’nda rakipsiz kaldılar. 16.yüzyılda Endonezya az nüfuslu bir adalar ülkesiydi. Bu devletlerin en önemlisi Açe Sultanlığı idi. Sumatra adasının kuzeyi ile Malaya yarımadasının güneybatı kıyılarını içine alıyordu. Açe elçileri, daha Kanuni Sultan Süleyman zamanında yardım istemek üzere İstanbul’a gelmişlerdi. Sultan Süleyman, küçük bir filo ile Lütfi Bey’i Endonezya’ya yollamıştı. Lütfi Bey, kaptanlarından Hayreddin Mehmed Reis’i 600 levend ve 8 topla burada bırakarak geri döndü. Hayreddin Mehmed Reis kısa zamanda kurduğu filoyla bölgede Açe Sultanlığı’nın tüm düşmanlarını yok etti. 1567 yılında ikinci yardım konvoyu da bölgeye ulaştı. Böylelikle bölgedeki Türk hakimiyeti güçlendi. Açe Sultanı, kendisinin bir hükümdar gibi değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir beylerbeyisi gibi telakki edilmesini istemiştir. Açeli kadınlarla evlenen Türk levendlerinin çoğu bir daha Osmanlı topraklarına geri dönmediler. İçlerinde prensliğe kadar yükselenler bile oldu. Açelier bugün, Türk toplarını ve II.Selim’in gönderdiği Türk sancağını, kutsal bir hatıra olarak saklamaya devam ediyorlar. Hatta birçok Açeli, Türk levendlerinin torunları olduklarını söylüyorlar.

17.yüzyılda dünyanın neredeyse bütün denizlerinde aktif olarak faaliyet yapan Türkler, bu seferde gözlerini Atlas Okyanusu’na diktiler. Murad Reis, 1671’de Portekiz’in Afrika açıklarında bulunan ve şaraplarıyla ünlü Maderia adasını ele geçirdi. 1.200 esir alarak üssü olan Cezayir’e döndü. Murad Reis’in seferlerinin en ünlüsü, 12 kadırgadan oluşan bir filo ile yaptığı 1627 İzlanda seferidir. Manş Denizi’nden Kuzey Denizi’ne geçerek Danimarka ve Norveç kıyılarını bombardıman eden ünlü amiral, 1627 yılının 20 Haziran günü Kuzey Kutup Dairesi’ne erişerek İzlanda kıyılarına demir attı. Türkler, 16 Temmuza kadar tam 26 gün İzlanda’ya hakim olmuş, 400 esir ve büyük ganimetlerle 12 Ağustosta Cezayir’e döndüler. 5.000 km’den uzun olan İzlanda-Cezayir dönüş yolu 27 günde alınmıştır. Bu seferde Türklere esir düşüp Cezayir’e getirilen Olaf Egilson adındaki rahip, sonradan kurtularak İzlanda’ya dönmüş ve Murad Reis’in seferini İzlanda dilinde bir kitap halinde kaleme almıştır. İzlanda’ya Ali Biçin Reis de bir sefer yapmış ve 800 esirle Cezayir’e dönmüştür.

Daha sonra Türk denizcileri, Newfoundland adasına ve Kanada’nın Labrador ve St. Lawrence kıyılarına seferler yaparak Amerika’ya eriştiler. Daha güneye, Virginia kıyılarına da indiler, hatta Virginialı çok güzel bir İngiliz kızını ele geçiererek, İstanbul’a padişahın haremine yolladılar. Türklerin Karayip Denizi’ne yaklaştığını gören bu denizdeki İspanyol korsanları çok telaşlandılar ve her yıl elde ettikleri ganimetten Cezayir’e belirli bir pay göndermek karşılığında, Türk denizcilerin Antiller’e gelmesini önlediler.

1655’te Türkler, Bristol Kanalı üzerindeki Lundy adasını ele geçirerek burasını Kuzey Atlantik’teki 30-40 kadırgadan oluşan filolarının üssü haline getirdiler. İngiltere Kralı I.James ve oğlu I.Charles’ın bütün gayretlerine rağmen, İngiltere kıyılarının sadece 10 km. Ötesinde olan bu ada, Türkler’den geri alınamamış, bu yüzden birçok İngiliz amirali kral tarafından azledilmiştir. İngiltere’nin Bristol, Plymounth, Southampton ile İrlanda’nın Cork ve Baltimore gibi limanları Türk korsanları tarafından birçok defalar vurulmuş, Atlantik ortasında yüzlerce İngiliz, İspanyol ve Hollanda gemisi ele geçirilmiştir. Yalnız 1627 Ağustosunda 10 gün içinde 27 İngiliz gemisi, Türkler tarafından ele geçirilmiştir. 19 Haziran 1631 gecesi, İrlanda’nın Baltimore limanının Türkler tarafından işgali derin etkiler meydana getirmiş, bu olauı ünlü şair Thomas Usborne Daways, 56 mısralık uzun bir şiir yazarak kaleme almıştır.

1674’te bir Türk filosu, Lizbon önlerine geldi. Portekiz başkentinin üzerinde bulunduğu Tajo halicindeki büyük bir Portekiz savaş gemisini, Lizbonlular’ın gözleri önünde ele geçirdiler. 1693’te İberya yarımadasının kuzeybatı ucu olan Finisterre Burnu açıklarındaki bir Türk filosu, yine bir Portekiz savaş gemisini ele geçirdi. 1695 yılında Ali Baba’nın kumandasındaki başka bir Türk filosu da St. Vincent Burnu açıklarında 36 toplu büyük bir Hollanda savaş gemisini ele geçirdi. 1613-1621 yılları arasındaki 8 yılda sadece Cezayir limanına ganimet olarak 936 Avrupa savaş ve ticaret gemisi getirilmiştir.

Günümüzde Somali’ye neden yardım ettiğimizi, Miramar’da katledilen Müslümanların haklarını neden korumaya çalıştığımızı veya Afganistan’da askerimizin ne iş yaptığını merak edenler, 2500 yıllık Türk tarihini okuduklarında bütün sorularına cevap bulabileceklerdir. İmparatorluklar günün birinde mutlaka sona ererler ancak sömürgeci olmayan, hakimiyet kurduğu bölgelerdeki halkların inançlarına, kültürlerine ve dillerine karışmayan İmparatorlukların etkileri sonsuza dek devam eder. Ancak bir önemli konu unutulmamalıdır ki, hakimiyetlerini geliştirmek ve güçlenmek isteyen her devlet öncelikle kendi içindeki terör, enerji, eğitim gibi sorunları çözmelidir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s