Gezi Parkı

Yayınlandı: 18/06/2013 / Gündem

Aslında haftalardır bu yazıyı yazmak istiyordum. 31 Mayıs’ta Gezi Parkı’nı hayatımda ilk defa görmek istemiştim doğma büyüme bir İstanbul çocuğu olarak ama kaldırımda yürürken yanımda patlayan biber gazı kapsülünü kendimden uzağa atmaya çalışırken yanan elim ilk defa bir şeyler yazabilecek seviyeye geldi bugün. Neden oradaydım? Anlamaya çalışmıştım apolitik bir vatandaş olarak Gezi Parkı mevzusunu. Merak etmiştim 3-5 ağaç için bu yaygara neden diye…

Meğer 3-5 ağaç için değilmiş bütün bu yaygara! İnsanların başka bir derdi varmış ‘Özgürlük’ diye!

Parka girer girmez sağda 8-10 kişilik bir grup gördüm yaşları en fazla 20. Sordum derdiniz nedir diye? Kafalarına göre içki içmek istiyorlarmış istedikleri saatte… Aman dedim ya en büyük derdiniz bu olsun…Halbuki çay içip kuruyemiş yiyorlardı o esnada!

Solda yine bir grup genç toplanmış ufak bir çadırın önünde… Onlara sordum niçin buradasınız diye? Biri kalktı, kız arkadaşıyla el ele özgürce yürümek istiyormuş deniz kenarında… Allah Allah, buna karşı bir yasa yok ki? Güldüler bana!

Biraz daha ilerledim, önümde namaz kılan bir grup! Yahu dedim sizin ne işiniz var bunların içinde? Baş örtüsü yüzünden yeterince zulüm gördüklerini söylediler, şimdi de bunun üzerinden siyaset yapılmasına karşılarmış! Bak sen!

Türbanlıların yanında gitar çalıp şarkı söyleyen küpeli, uzun saçlı bir pespaye grup? Yahu dedim hepsini anladım da sizler niçin buradasınız? Arkadaşlarımıza destek olmak için dediler! İyi de dedim bunların hepsinin derdi farklı farklı, siz hangisinin arkadaşısınız? Hepsi bizim arkadaşımız dediler! Nasıl yani?

Az ötede şık giyimli gençler vardı, gittim yanlarına… Gençler hayırdır niçin buradasınız? Biz temel hak ve özgürlükler için buradayız dediler! İyi de dedim bunlar zaten anayasada var? Gülüştüler…

Parkın sonunda çöp toplayan sırım gibi bir delikanlı vardı. Gittim yanına sen ne yapıyorsun dedim, bu belediyenin görevi değil mi? Güldü, canları sağolsun, hangi birine yetişecekler ki üç kuruş maaşla dedi? Enayi midir nedir…

Parkın çıkışında iki tane kız geldi yanıma, abi dedi kütüphane kuruyoruz, kitap bağışlar mısın? Yahu dedim kütüphaneler var, gidin oradan okuyun işte! Yok dedi cılız olanı, bazen kimsesiz çocuklar uyumaya parka geliyormuş, bunlar da o çocuklara kitap okuyorlarmış! Şaşırdım, peki dedim getiririm bir daha gelirsem…

Sonra evime geri döndüm, ana akım haber kanallarını açtım bütün bu olanlarla ilgili neler diyorlar diye, penguen izlemekten öğüresim geldi sonunda! Vay o ne penguenmiş arkadaş hergün hergün!

Hayır hayır… Son üç haftada gelişen olaylardan, Başbakan’ın başkanlık sistemini getiremeyeceğini anladığından, o yüzden bu kadar kutuplaşma yaratmak istediğinden, parti tüzüğü gereği bir sonraki seçimlerde Başbakan adayı olamayacağından, bu işlerin arkasındaki derin devletlerden, ülkenin kırılma noktalarından, uzaylılardan falan bahsetmeyeceğim diğer ağır abiler gibi! Asıl bahsedilmesi gereken şey gençlerin duruşu ve ülkemizin demokrasi tarihine nasıl bambaşka ve muhteşem bir yön verdikleridir bence! Gerisi siyaset bilimcilerinin, sosyologların işi… Ötesi beni aşar…

Peki bu gençlerin derdi özgürlük anladık da neden bunu mahkemeler aracılığıyla değil de sokaklara çıkarak yapıyorlar? Cevap çok basit, çünkü bu devletin mahkemelerinin adaletine inançları kalmamış. Yürütme, yargı ve yasama birbirine eşit mesafede ve birbirinden bağımsız olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en temel püf noktası budur! Yürütme baskın olursa Başbakan diktatörlüğü yaşanır aynı Hitler Almanyası gibi, yargı baskın olursa Yargıçlar diktatörlüğü yaşanır aynı Firavunların Mısırı gibi… Maalesef bizim ülkemizde Başbakan diktatörlüğü yaşanıyor, hem de başkanlık sistemi olmamasına rağmen! Bir de başkanlık sistemiyle yönetilsek varın siz düşünün halimizi!

İşin özü bu gençler bana umut verdi. Düşünceleri, kaygıları, gelir seviyeleri, ilgi alanları, aile yapıları birbirinden bu kadar farklıyken bile birbirlerinin dertlerini sahiplenip kendilerini sorumlu hissediyorlar. Kendilerinden 180 derece farklı düşünen yaşıtlarına kol kanat geriyorlar. İşte diyorum kendi kendime, nihayet bu çocuklar sayesinde ileri medeniyetler seviyesine ulaşabiliriz!

Her ne kadar onlara zulüm yapılsa da, onlar zulüme karşı verdikleri pervasızca mizahla bazen yürüyerek, bazen de durarak zaten bu mücadeleyi çoktan kazandılar, gerisi magazin…

Not: Barışçıl şekilde direnirken veya hukuk çerçevesinde müdahale yapmaya çalışırken hayatlarını kaybeden insanlarımızı, kör olanları, sakat kalanları unutmayacağız!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s