Türklerin Ortaya Çıkışı

Yayınlandı: 05/07/2011 / Tarih

Dünya tarihi, çağlar boyunca yerleşik halklarla göçebe halklar arasındaki rekabete dayanmıştır. Eğer göçebelerin yerleşik halkların karşısında her zaman üstün geldiğini, Türklerin de en azından başlangıçta göçebeler arasında yer aldığını kabul edersek, bu gerçeğin Türkler için uzun ve şanlı bir serüvenler kapısı açan anahtar olduğunu anlamamız gerekir.

Türkler milattan önce bilinmeyen bir tarihte Avrasya’nın kuzey bölgelerinde, bu bölgelerin en uç doğu kısımlarında ortaya çıkmışlardır. Şaman inanışındaydılar. Bu insanlar mevsimler arası ani değişimlerin yaşandığı sert bir ortamda kabile dayanışmasının sağlam yapısını öğrendikleri gibi, herkesin bir başkasına yem olduğunu ve zamanından evvel yenilmemek için uzun zaman yenen taraf olarak kalınması gerektiğini de öğrendiler. Oldukça kısa süren sıcak aylar boyunca, soğanlarını yedikleri yabani zambakları, taneli meyveleri, şifalı otları, boya elde ettikleri bitkileri ve saatlerce kaynattıkları bazı ağaç katmanlarını topladılar. Dost ya da düşman tüm hayvanlar, özellikle geyik türleri taze et ve kürk ihtiyaçlarını karşıladı. Göllerin âşığı kuğular, gökyüzünün en yüksek noktalarına erişebilen kartallar, korkunç güçleri olan ayılar ve kurtlar onların gözünde sanki başka bir dünyaya aitti. Bütün bu hayvanlar Türklerin önce mitolojisinde, sonra masallarında yer alacaklardır.

Bu insanlar avlanarak, bitki toplayarak ve barınaklarını yapmak için ağaç keserek yaşamlarını sürdürüyorlardı. Biraz geyik yetiştiriciliği yapıyor, balık kaynayan nehirlerde balık avlıyorlardı. Av hayvanı ve meyve peşinde dolanıp durmaktaydılar. Kayak ve geyiklere çektirdikleri kızakları o devirde bile kullandıklarına şüphe yoktur ama atı henüz tanımıyorlardı. Türklerin, Doğu Avrupa ovaları ile Pasifik kıyıları arasında dolanıp duran göçebe topluluklarına kendi seslerini duyurabilmek için, taygayı milattan önceki bininci yılın hangi tarihinde terk ettiklerini kesin olarak bilmiyoruz. Çünkü çoğu göçebe topluluk gibi yazı kullanmıyorlardı. Fakat Türkçe en eski sözcük olan “Tengri” yani Tanrı kelimesi milattan önce 3. yüzyılda karşımıza çıkıyor.

Bu noktadan hareketle belgelere dayanan Türk tarihinin, M.Ö. 220’de Teoman Yabgu ile başladığını öne sürebiliriz. Bu aşamada Türkler, günümüzdeki Kazakistan ve Özbekistan sınırında yer alan Aral Gölü – Altay Tanrı Dağları ve Balkaş Gölü arasındaki “Büyük Üçgen”de yaşamışlardır. Türk boylarında henüz bugünkü anlamıyla millet – devlet kavramının yerleşmediğini kabul edebiliriz. Dağınık aşiretler halinde hayat süren halk yığınları, çetin iklim ve hava koşullarında yaşamlarını devam ettiriyorlardı. Böyle bir zamanda ortaya çıkan Teoman’ın amacının, dağınık Türk kavimlerini bir araya toplamak olduğu anlaşılır. Genellikle millet anlayışının henüz yerleşmemiş olduğu Türk boylarına saldırılarda bulunulduğunda, yerel ve hedefsiz savunma savaşları verilmekteydi. Bu nedenle, bilinen Türk tarihinin en eski çağına rastlayan ilk ulusal güç ve millet – devlet anlayışının Teoman’la başladığı söylenebilir. Böylece Büyük Hun Devleti dönemi başlıyordu.

Bundan sonra Türkler, M.Ö. 3. yüzyıldan başlayarak M.S. 14. yüzyıla kadar sayısız beylik, devlet ve imparatorluk kurdular. Bunlar arasında öne çıkanlar; Büyük Hun Devleti, Avrupa Hun Devleti, Akhunlar, Göktürkler, Avrupa Avarları, Hazarlar, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular, Kirman Selçukluları, Anadolu Selçukluları, Suriye Selçukluları, Irak Selçukluları, Harezmşahlar, Eyyübiler, Altın Ordu Devleti, Memlükler, Timur ve Babür devletleridir.

Ve tabi 1299’da kurulan ve medeni dünyanın yarısını 7 yüzyıl boyunca idare etmiş olan Osmanlılar… Dünya tarihinin akışını defalarca değiştirmişlerdir. Ve 1923’te onların rejim değiştirmiş versiyonu olan bizler…

Türk tarihini anlamak demek dünyanın geleceğini anlamak demektir…

Reklamlar
yorum
  1. gmze dedi ki:

    çok güzel olmuş ellerşnize sağlık 🙂

  2. anarşik rehavet dedi ki:

    daha detaylı olamaz mıydı? böyle biraz hikayemsi yazı olmuş. Ayrıca; evet ön-türklerden beri dünya tarihini değiştirici ve geliştirici rolümüz yadsınamaz ama o zamanlar başka ırklardan başka topluluklarda var. Çin, cermenler, frenkler, araplar gibi..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s