Yeni Çağ Başlıyor

Yayınlandı: 30/01/2012 / Gündem

Dünya tarihinin akışını değiştiren olaylara baktığımızda düzeni kökten etkilemiş olan 3 büyük değişim görürüz. Bu değişimler öyle hızlı ve sürükleyici şekilde olmuştur ki değişimlerin sonucunda bütün kurallar yeniden yazılmış, dengeler alt üst olmuş ve yepyeni çağlar başlamıştır.

Bunların ilki avcı toplumundan tarım toplumuna geçiştir. O zamana kadar insan toplulukları için en büyük anlaşmazlık nedeni avın nasıl paylaşılacağı konusunda olmuştur. Güçlü olan, avın en büyük parçasını kapmış, diğerleri ise kalanlarla yetinmek zorunda kalmışlardır. Tarım toplumuna geçişle birlikte yerleşik düzen başlamış, en güçlü olanın hakim olduğu düzenin yerini en fazla tohum eken ve ektiği tohumdan en fazla ürün elde edenler almışlardır. Bu yeni düzende yerleşik topluluklar arasında görev dağılımı yapılmış, ekiciler ve toplayıcılar gibi yeni sınıflar oluşmuştur. Toprağın verimli olması ve fazla ürün elde edilebilmesi için ayinler düzenleyen büyücüler ortaya çıkmış, zamanla bunların yerini din adamları almış ve topluluklar üzerinde etkili olmaya başlamışlardır. Tarım alanlarının sayısı arttıkça rakip topluluklar tarladaki ürünleri gasp edebilmek için saldırılar düzenlemeye başlamış, zamanla bu tip saldırılara karşı tarlaları ve çiftçileri korumak için koruyuculardan oluşan bir sınıf ortaya çıkmıştır. Nihayet böyle büyük toplulukları idare etmek için topluluk içinden bir idareci seçilmeye başlanmış ve yıllar geçtikçe bu karmaşık yapılar köylere, köyler kasabalara, kasabalar ise şehirlere dönüşmüştür. Tarım toplumlarında hakim sınıf devleti yöneten idareci sınıftır. Toprak devlete aittir ve bu hak ilahidir. Devlet yöneticilerinin altında din adamları, onların altında üreticiler ve tüccar sınıfı, en altta ise toprağı işleyen basit köylülerden oluşan serfler vardır.

Tarım çağında savaş nedeni basitti. Rakip topluluğun toprağını elde etmek, çünkü toprak demek güç demekti ve ne kadar fazla toprağınız olursa o kadar fazla tarım alanına ve insan gücüne sahip olunurdu. Daha fazla toprak elde etmek için yapılan savaşların bahanesi ise dini yaymak, dinsizleri ortadan kaldırmak ve fethedilen topraklara adalet getirmekti. Zamanla derebeylikler krallıklara, krallıklar ise imparatorluklara dönüştü. Sınırlar ne kadar genişse, o sınırlar içinde yer alan toprak miktarı artıyor, buna bağlı olarak insan sayısı artıyor ve devletin toprağı işleyenlerden topladığı vergilerle daha fazla toprak fethetmek için yaratılan kaynaklar artıyordu. İşte dünya tarihini ve düzenini değiştiren birinci dönüm noktası “Tarım Çağı” idi.

Binlerce yıl boyunca dünya tarım çağını yaşadı. Zamanla devletin aldığı yüksek vergilerden bunalan üreticiler ve tüccarlar, şehir dışındaki uzak arazilere yerleşerek merkezi otoriteden uzak ve rahat bir şekilde üretim yapmaya başladılar. Bu hareket zamanla dünya tarihinin akışını bir defa daha ve kökten değiştirecek yeni bir değişimin başlangıcı oldu: “Sanayi Devrimi”. Sanayi çağıyla birlikte el işi kaliteli ürünlerin yerini daha düşük kalitede ancak makineler sayesinde çok daha ucuza üretilen ürünler almaya başladı. Böylece toplum yeniden tanımlandı. En üstteki devlet yöneticileri ve en alttaki köylü sınıfı yerlerini korurken, köylülerden bir üst basamakta yer alan işçi sınıfı doğdu. Üreticiler ve tüccarlar ise bir basamak yükselerek din adamlarının üstüne çıktılar. Din adamlarının toplum üzerindeki etkisinin azalmasıyla birlikte, bilimin ışığı yükseldi. Doğu toplumlarından sonra batı toplumları da aydınlanmaya ve gelişmeye başladı. Bu yeni düzende bilim adamları ve sanatçılar gibi yeni toplum sınıfları doğdu. Savaşların sebepleri ise değişmeye başladı. Artık daha fazla toprak elde etmek için savaşlar yapılmıyordu. Sanayi çağında yapılan savaşların nedeni, üretim için gerekli hammaddelerin ele geçirilmesiydi. Güçlü olan, güçsüz olanın sahip olduğu hammaddeleri ele geçirebilmek için savaşıyordu. Böylece sömürge düzeni başladı. Hammadde için yapılan savaşların bahanesi ise milliyetçilik, özgürlük ve medeniyetti. İmparatorluklar krallıklara, krallıklar da ulus devletlerine dönüşmeye başladı.

Geçtiğimiz yüzyılla beraber gelişen toplumlar ve icatlar sayesinde dünyanın düzenini değiştiren üçüncü büyük dönem başladı: “Teknoloji Çağı”. At arabasının yerine benzinle çalışan otomobil, yelkenlinin yerine buharla çalışan gemi, balonun yerine pervaneli uçak, mumun yerine elektrikle çalışan ampul, tel dolapların yerine buzdolapları, televizyon, fırın, bulaşık ve çamaşır makineleri, bilgisayarlar ve daha birçok icat… Tüm bu icatların çalışabilmesi için gereken kaynak ise enerjiydi. Devlet yöneticileri hakimiyetlerini bu icatları geliştiren, üreten ve satan iş adamları ile paylaşmaya başlamak zorunda kaldılar. Savaşlar, enerji kaynaklarını ele geçirmek için yapılmaya başlandı. Bu zamandaki savaşların bahanesi ise demokrasi ve insan haklarıydı. İçinde bulunduğumuz yüzyılla beraber dünya tarihinin yazgısını belirlemiş olan üç büyük değişim dönemi yani tarım çağı, sanayi çağı ve sonrasında da teknoloji çağı sona ermeye başladı.

Günümüzde internetin icadıyla birlikte dördüncü bir çağ başlıyor hatta başladı: “Bilgi Çağı”. Bundan sadece 30 yıl önce ortalama bir insanın ömrü boyunca öğrendiği bilginin tamamını günümüzdeki ortalama insan 1 haftada internet üzerindeki bilgi paylaşımı sayesinde öğrenebiliyor. Toplumu tanımlayan bütün sınıflar baştan aşağı değişmeye başladı. Artık güç, devlet yöneticisinin veya iş adamının tekelinde değil. Bilgisayar dilini iyi bilen programcılar istedikleri bankadan istedikleri kadar parayı elde edebiliyor, istedikleri ülkenin güvenlik veri tabanına girebiliyor, istedikleri şirketin gizli bilgilerine ulaşabiliyorlar. Robotik üretimle artan otomasyon üretim sayesinde işçi sınıfı ortadan kalkıyor. Diz üstü bilgisayarlar sayesinde ofis kavramı tarihe karışıyor yerine home office kavramı geçiyor ve beyaz yakalı kavramı yeniden tanımlanıyor. Fotoğraf çeken ve internetle haberleşen cep telefonları sayesinde gazetecilik kavramı değişiyor, yıllarca gazetecilik eğitimi almak yerine tesadüfen haberin olduğu ortamda bulunan sıradan vatandaşlar yılın haberini yakalayabiliyor. İş adamlarının oluşturduğu sermaye sınıfının yerini bilgiye ulaşmayı bilen insanlardan oluşan yepyeni bir sınıf almaya başlıyor. İnterneti etkin olarak kullanabilen herkes geniş kitleleri etkileyebiliyor. Bu yeni çağda, gücün el değiştirmeye başlamasıyla birlikte bildiğimiz her türlü inanç sistemi, ahlaki değer ve idealler değişecek. Birey, aile, toplum ve devlet yeniden tanımlanacak.

Umarım her şeyin merkezine insan odaklı bir anlayış yerleşecek, insanın değeri artacak, savaşlar azalacak ve kıyametin tarihi olarak adlandırılan 21.12.2012 aslında yepyeni bir çağın başlangıç tarihi olmuş olacak. Bugünlerde hem ülkemizde hem de bölgemizde ve dünyadaki tatsız gelişmelere çok fazla takılmamalıyız, çünkü gökkuşağını görmeyi istiyorsak önce sağanak yağmurun altından geçmeliyiz…

Reklamlar
yorum
  1. Demir Leblebi dedi ki:

    Bence daha enerji savaslari baslamadi.Acikcasi ben o bahsettiginiz saganak yagmurun bu savaslar olabilecegini dusunuyorum.Bir de su var tabi;baris ve huzur insanligin su anki seviyesinde mumkun degil.Herkes baris ve huzur istiyor ama sozde…Kamil insanlar yetismesi gerek,menfaatlerin ortak bir potada eritilmesi gerek…..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s